Tasavvufî terbiye: Seyr u Sülûk nasıl olur?
Mevlâna Celaleddin-i Rumi'nin Mesnevi'sinde geçen “çunki nâmahrem der âyed ez derem perde der pinhan şevend ehl-i harem” (Mesnevî, 1/2381) (Yabancılar kapımdan içeri girdiğinde, ev halkım perde arkasına gizlenir.) sözü ışığında sırları örtmenin hikmetinde neler saklı olduğunu öğreniyoruz.
Mânevî yola talip olanlarda evvelâ; dürüstlük, tevâzû, engin gönül, mülâyemet, geçimlilik, ihlâs ve istikâmet aranır. İkinci olarak da; gayret, samîmiyet, fedakârlık aranır.
Kişilik terbiyemiz adına hedef ve faaliyet haline getirebileceğimiz bazı hususlar...
Muhammed Mâsûm Hazretleri, fânî muhabbetlerden kurtularak ilâhî muhabbete teksif olmayı tavsiye eder ve şöyle buyururdu: “Seyr u sülûk, riyâzat, mücâhede ve sıkıntı çekmekten maksat; Allah Teâlâ’dan başka her şeyin muhabbetinden kurtulmaktır. Bütün bu gayretler; kulluğun, aczin, zavallılığın meydana çıkması ve bir «hiç» olduğumuzun idrâk edilmesi içindir.”
Adına seyr-i süluk dediğimiz manevi yolculuk insanın Allah tarafından verilen gizli kabiliyetlerini ortaya çıkarmasına yardım eden sistemin adıdır. Bu süreç sonucunda insan Hakkın halifesi olabilecek kemale erer. Bu ise bir şeyhin yardımı ile olur. Sülûk esnasında mürşid insana ayna tutar ve ona kendisini tanıtır. Sufilerin sıkça kullandığı “Kendini bilen rabbini bilir” sözü bu manaya işaret eder.
Gönüllerin tatmini sadece ilimle değil, ancak Allah’a vuslat iledir. Bilgi, Allah’ı tanımada ve hakikatleri idrak etmede önemli bir vâsıta olmasına rağmen, sahibini saadete ve huzûra eriştirmede yeterli değildir. Bu sırrı bir şekilde hisseden ilim yolcuları, gönüllerini Allah ile teskin edecek yol ve mürşid arayışına girmişler.
Hak dostu, meşhur tâbiriyle; “insan-ı kâmil”dir. Yani Allah Teâlâ’nın insanoğlundan istediği ideal ve model şahsiyettir. Bununla birlikte, her velî zâtın husûsiyetleri aynı değildir. Kendileri “kâmil” olsalar da içlerinden ancak “kâmil ve mükemmil” olanlar, yani başkalarının da mânevî tekâmülüne hizmet edebilecek durumda olanlar, irşâda memur ve mezun edilerek “mürşid-i kâmil” olurlar.
Tasavvuf, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e vâris olmuş gerçek mürebbîler elinde; nebevî terbiye metodlarıyla, nefsin tezkiye, kalbin tasfiye edildiği mânevî bir mekteptir. Bu mânevî terbiye mektebine dâhil olarak “insan-ı kâmil” olma yolunda mesâfeler katetmeye “seyr u sülûk” tâbir olunur.
Abdullah Sert Bey'in Tasavvufa dâir temel konuları işlediği 16 bölümden oluşan Tasavvuf Sohbetleri'ni sizin için bir araya getirdik.