Sonbaharın hüzünlü sessizliğinden Türk dünyasının derin hasretine uzanan bir yol… Yavuz Bülent Bâkiler’in şiirlerinde aşkı, milleti ve dili nasıl bir mefkûreye dönüştürdüğünü; ardında bıraktığı izlerle birlikte yeniden hatırlıyoruz.
Kalbi dergâha çevirmek nasıl olur? Salih Zeki Meriç, ‘kalplerini dergâha çeviren üç veli’yi yazdı.
Kudüs’ün önemi nedir? Kudüs Müslümanların mıdır?
Neyi arıyorsun? Sana lazım olan nedir? Bütün hırslarınla ardından koştuğun, gönül dünyanı altüst ettiğin, uğruna kendini unuttuğun şey nedir? Neyin peşindesin? Sana yeterli olan belli olduğu halde bu doyumsuzluk, bu hırs neden?
Satırlardan değil, sadırlardan yükselsin sesimiz. Merhamet sadece şiir mısralarında, kitap sayfalarında kalmasın.
Erkam Yayınları’nın yeni kitabı “İmam-ı Rabbanin İzinde Manevi Yolculuk”, tasavvuf yolunda kıymetli bir rehber. Çalışmada İmam Rabbanî’nin “Mektubatı”ndan seçilen fikirleri ışığında Prof. Dr. Süleyman Derin’in yazdığı açıklayıcı metinler yer alıyor.
Rabbimiz bizi zikrine çağırıyor. Kendisini hatırlamaya davet ediyor. Zatını anmaya ve yüceliğini ikrar etmeye. En büyük zikir Kur’andır diyor. Kalpleriniz ancak zikirle huzur buluyor diyor ayrıca. Ve beni zikredin ben de sizi anayım buyuruyor.
Erkam Yayınları yazarları 35. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarında kitaplarını imzalayıp, okurlarıyla buluşuyor.
İslam’ın, çağları aşan mesajını doğru bir şekilde anlayabilmemiz için Efendimizin hayatının tamamının bir fetih hareketi olduğunu ve bu kutlu yürüyün de aslında bir gönülleri fethetme işi olduğunu kavramamız lazım. Şiddete tevessül ederek, zor kullanarak tebliğ hareketinin olmayacağını O, hayatının kendisi olan irşat faaliyetleri ile göstermiştir.
İnsan nefis taşıyan, nefsinin isteklerine muhatap olan ve o isteklere karşı zafiyet içinde olan bir varlıktır. Tûl-i emel dediğimiz şey insanın bitmek tükenmek bilmeyen hevesleri ve arzularıdır. Bir başka ifade ile insanın hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmasıdır.