Sonsuz rahmeti ile insanoğlunu yoktan var eden Allah Teala, yine sonsuz merhameti ile bu aciz varlığı başıboş bırakmamıştır. Beşeri, dünya ve ahiret saadetine ulaştıracak yegane yol olan sırat-ı müstakimi göstermiş ve bu yolda rehberlik edecek, örnek ve önder olacak rasül ve nebiler göndermiştir.
İslam tarihindeki ilk seçimler hangileridir? Dört halife nasıl seçildi?
Yûsuf Hemedânî Hazretleri, mütebessim çehreli, yumuşak huylu, merhametli idi. Fukarâya, gariplere, yalnızlara karşı dâimâ mütevâzı ve cömert davranırdı. Herkese karşı son derece iltifatkâr olmasına rağmen, dünyacı ve kibirli kimselere karşı gâyet vakarlı idi.[1] Müslümanlarla tartışmazdı. Herkese hüsn-i zan besleyerek arkalarında namaz kılardı. Ehl-i kıbleyi tekfîr etmezdi. Düşmanlarına bile iyi davranırdı.
Cemaate imam olan kişi (özellikle cumalarda) namazı kısa tutmalı, uzatmamalıdır. Çünkü cemaatin arasında hasta, zayıf, güçsüz, ihtiyaç sahibi veya iş yerinden izin alamayıp öğle tatilinden kısarak gelen kimseler bulunabileceğini düşünmeli, namazı hafif kıldırmalı, hutbe vaazları uzatmamalıdır.
İhlâstan mahrum gönüllerin riyâ ve gösteriş gibi marazlarla bulanık hayırları hiçbir değer ifâde etmez. Bu hususta en büyük tehlike, infâk edenin nefsine bir pay çıkarması veya yaptığı hayrı fânî menfaat düşünceleriyle gölgelemesidir.
Kâsım bin Muhammed'in (r.a.) hikmetli sözlerinden birkaçı ve bazı rivayetlerini sizler için derledik.
Selmân -radıyallâhu anh-, samimî, mütevâzı ve geçim ehli bir Hak dostu idi. Kimseye külfeti olmazdı. Son derece mahviyet sahibiydi. Başta Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- olmak üzere bütün ashâb-ı kirâm, Selmân -radıyallâhu anh-’ın Allâh’a kulluğundaki vecd, heyecan ve huşû hâline imrenmişlerdir.
İbn-i Ömer Hazretleri’nin rivâyetine göre Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın vefâtına sebep olan şey, onun Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vefâtından duyduğu derin üzüntüdür. Hakîkaten o, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in vefâtına o kadar üzülmüştü ki, mübârek vücudu eriye eriye iyice zayıfladı ve nihâyet vefât etti.[1]
Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- halîfeliği döneminde de, önceki mütevâzı ve zâhidâne hayatına devam etti. Daha evvel çevresindeki yetim kızların koyunlarını sağıverir, ihtiyaçlarını karşılardı. Halîfe olduktan sonra komşuları, artık onun meşgalelerinin artacağını, belki hayat şartlarının değişeceğini, artık bu hizmetleri göremeyeceğini düşünmüşlerdi. Ancak değişen bir şey olmadı. O, aynı mütevâzı hâliyle yetimlerin koyunlarını sağmaya ve ihtiyaçlarını bizzat karşılamaya devam etti.[1]
Künyesi Ebû Yahyâ veya Ebû Abdullah olan Habbâb İbni Eret radıyallahu anh, ilk müslümanların altıncısıdır. Müşrikler tarafından ağır işkencelere tâbi tutulmuş cefâkâr müslümanlardandır.