Fânîliği hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalı, her an ölüm ve ötesine hazır olmaya gayret etmeliyiz. Unutmayalım ki; Nûh -aleyhisselâm- kadar uzun ömürlü olsak, Süleyman -aleyhisselâm- kadar varlıklı olsak, Yûsuf -aleyhisselâm- kadar cemâl sahibi olsak, şâyet fânîliğin idrâki içinde değilsek; ziyandayız demektir.
İnsanoğlunun yeryüzündeki vazifesi, ilâhî muhabbeti gönüllere aşılayan bir rahmet kapısı olmaktır. Büyük ruhlar, Cenâb-ı Hakk’ın şefkat ve merhamet nazarı ile mahlûkâta bakış tarzına muvaffak olanlardır.
Hazret-i Âişe (r.a.) anlatıyor: “Ramazan ayının son on günü girdiğinde Rasûlullâh (s.a.v.) geceleri ihyâ eder, ev halkını uyandırır, kendini ibâdete vererek eşleriyle alâkayı keserdi.” [1]
Selman-ı Farisi diğer adıyla Selmân-ı Pâk -radıyallâhu anh-; âlim, zâhid, dünyaya değer vermeyen, lüks ve israftan uzak duran, alçak gönüllü, güzel ahlâklı, parlak zekâya sahip, kahraman ve fedâkâr bir sahâbî idi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e husûsî bir yakınlığı vardı. Peygamber Efendimiz zamanında fetvâ veren sahâbîlerden biriydi. Hayatı boyunca İslâm’ı bulmak ve onu insanlara öğretmekle meşgul olmuştur. Fârisîlerin ilk müslüman olanıdır.[1]
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem'e iman eden nice genç sahabi bir an düşünmeksizin İslam sancağını almış ve ötelere ulaştırmak için Peygamber Efendimiz'in vermiş olduğu vazifeleri canları uğruna yerine getirmiştir. İşte Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem'in gençlere tevdî ettiği vazifeler...
Efendimiz birgün ashabına bir soru sordu ve Peygamberimiz (s.a.s) ümmeti için en çok korktuğu şeyi şöyle anlattı...
Seleme, Medine’li ve Eslemoğullarından bir sahâbîdir. Bey’atür-rıdvân’da bulunmuştur. Künyesi Ebû Âmir veya Ebû Müslim ya da Ebû İyâs’dır.
Ebû Cendel İbni Süheyl'in babası şirke düşmüş inatçı biriydi. Kureyş gençlerine gözdağı verircesine, onların da İslâm’a girmelerine engel olma kasdıyla oğlunu mahzenlere kapattı. Kaçmaması için ayaklarını zincirle bağladı. Onun Medine’ye hicret etmesine izin vermedi.
Cenâb-ı Hakk'dan bir şey isterken onun hakkımızda hayır mı, yoksa şer mi olduğu hususunda aklımıza gereğinden fazla güvenerek ısrarcı olmak yerine talebimizin ind-i ilâhîde makbûl ise kabûlünü istemeliyiz. Aksi halde lutuf içine saklanmış kahırları görememekten dolayı başımıza çâresiz dertler açarız. Bu anlamda sahabe-i kiramdan Salebe'nin başına gelenler hepimize uyarı niteliğindedir.
Îmân yüreğe kökleşince kişi hayata hep o pencereden bakar. Böyle biri için korku ve ümit kapısı yalnız Rabbidir. O’nun adına üzerine düşen sorumluluğun farkındadır ve her fırsatı bu uğurda değerlendirmek ister.