Muhabbet, seven ile sevileni aynîleştirir veya biri diğerini benliğinde yok eder. Muhabbet arttıkça, yöneldiği varlıkla alakalı her şeyi içine almaya başlar ve onlara nüfûz ile sirâyet eder.
En’âm sûresindeki “O, merhamet etmeyi kendi zâtına farz kıldı.”1 müjdesi gönüllerimize olanca sıcaklığıyla doğuyor; bir umut ve merhamet aşısı olup inancımızı tahkim ediyor.
Rabbimizin bizler için mübarek kıldığı aylardan en önemlisi olan Ramazan ayı, içinde pek çok güzellik ve hayrı barındıran bir aydır. Kur'an Ramazan ayı içinde indirilmeye başlanmış ve bu ay boyunca oruç tutulması farz kılınmıştır. Ramazan, Allah'ın rahmet kapılarını ardına kadar açtığı rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır.
Ramazân-ı şerîf, âdeta yoğunlaştırılmış bir mânevî tekâmül mektebi... Öyle ki; gönülleri zenginleştiren, kalplere seviye kazandıran; oruç, iftar, sahur, terâvih, mukābele, duâ-zikir, fitre-zekât, îtikâf, bin aydan hayırlı Kadir Gecesi ve bayram, bu mektebin temel dersleri... Bütün bu dersleri lâyıkıyla idrâk edip imtihanlarından yüksek not alabilmek ise, ilâhî af bayramına ererek ebedî kurtuluş berâtını alabilmenin en güzel yolu…
Allah'ın rahmeti her zaman kahrından üstündür. Bu bakımdan her peygamber, kendisine karşı gelen düşmanlarına gâlip gelmiştir. Öyleyse belâyı gidermenin çâresi, sitem veya zulmetmek değildir. Onun çâresi affetmek, bağışlamak ve kerem eylemektir.
Hazret-i Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in “Recep Allah’ın, Şaban benim ve Ramazan da ümmetimin ayıdır.” buyururken şu hususa dikkat çekmiştir. O’nun: “Allahım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl. Bizi Ramazana ulaştır.” diye duası bu ayları önemsemenin en güzel gerekçesidir.
Kur’ân, şifâ ve rahmet... Okuyana şifâ ve rahmet... Okutana şifâ ve rahmet... Dinleyene şifâ ve rahmet... Hurufuyla, hududuyla ve huluku yani ahlâkıyla, her şeyiyle şifâ ve rahmet...
Derdine derman arayan, ama gerçekten “arayan”, dermansız bırakılmaz bu yolda... “Ben kulumun zannı üzereyim!” buyuran Allah Teâlâ, elbette rahmetini esirgemez. O (cc), kendisine yöneleni çöplükte dolaştırmaz, çöplükte dolaşana ise kapılarını kapatmaz. O’nun uğrunda yapılan her fedakârlığın mükâfâtı kat kat ödenir.
Hakikate duyduğumuz aşkı özledik. O’na, Merhametlilerin en Merhametlisi’ne ulaşmak için her şeyimizi feda ettiğimiz aşkı özledik. Âlemlere rahmet olarak gönderilen, Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in ayağının tozu olan aşıkları özledik.
Alçak gönüllülük, gösterişsizlik "tevâzu" olarak tanımlanıyor dilimizde. Peki tevâzu derecemiz nedir? Bunu nasıl anlayacağız? İşte cevabı...