“Günah”, «suç» mânâsına gelen Farsça bir kelime… Dînî bir kavram olarak; “ilâhî emir ve yasaklara aykırı fiil ve davranış” anlamına geliyor. Günümüzde gençler arasında kafa karışıklığı yaratmaya başlayan bu kavram çerçevesinde yazar Fatma Halime Sağım gençlerin yaşadıkları sorunları ve bununla ilgili sordukları soruları cevaplandırıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan Cuma Hutbesi'nde “Edep ve Hayâ” konusu işlenerek insana nasıl bir değer kattığı anlatıldı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nca hazırlanan bu haftaki Cuma Hutbesi’nde hayattaki son bir yılımızı nasıl geçirdiğimiz sorgulanarak, bu bir kendimize ait sorularla muhasebesinin yapılması gerektiği vurgulanıyor.
İşgal altındaki Filistin topraklarında yaşananları gözlemleyen İsrailli insan hakları örgütlerine yönelik sağcı aktivist ve politikacıların baskıları artıyor.
I. Ahmed Han zamanı, devletin toprak genişliği bakımından doruk noktasında olduğu bir devirdir. Dünya kralları, bu devletin ihtişâmı karşısında eğiliyor ve sadrâzamların eliyle tâc giyiyorlardı. Osmanlı'daki hürriyet Batılı yazarların kitaplarına konu oluyordu...
Mavi Marmara’da bulunan İspanyol vatandaşların İspanya’da açtığı davayla ilgili, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve altı İsrailli bakan İspanya Ulusal Mahkemesi tarafından çağrıldı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sahnede Yahudi karşıtı şakalar yaptığı için para cezasına mahkûm olan Fransız komedyen M’Bala'nın itirazını reddetti. Mahkeme, “eğlencenin sahne şovu adı altında soykırımı inkâra yönelik siyasi faaliyete dönüştüğü” yargısına vardı.
Avrupa Parlamentosu, Suudi Arabistanlı blog yazarı Raif Bedevi'nin Sakharov Ödülü'nün bu yılki sahibi sahibi olduğunu açıkladı. Raif Bedevi, sitesinde İslam'a, dini önder ve siyasetçilere hakaret ettiği suçlamasıyla Arabistan'da tutuklanmış ve cezaya çarptırılmıştı.
Fransız haftalık mizah dergisi Charlie Hebdo son sayısında Bodrum'da kıyıya vuran Suriyeli çocuk Aylan Kurdi'ye ve sığınmacılara ilişkin tepki çeken karikatürlere yer verdi.
Kişinin elinde doğru ve yanlışın, iyi ile kötünün sağlam ölçüleri olmadığında ahlakilik benliğin emrine giriyor ve neyin doğru neyin yanlış olduğunun karar mercii benliğin, hevâ ve heveslerin ta kendisi oluyor... İnsanlar kendilerini kutsadıkça, Allah’tan ve ahlâktan kaçmak istiyor. Kutsal değerler keyfi davranmaya mani olduğu için bunlardan kurtulmaya çalışıyor. Peki bu kaçış nereye? Hiç düşündünüz mü?..