Her müslüman fâtih için ideal olan İstanbul’u fethetme gâyesi, Yıldırım Hân’ın da en büyük arzusu idi. Bu yolda takdîre şâyan gayretleri oldu.
Osmanlı mülkü, kadri yüce Allah dostlarıyla teminat altındaydı. Öyle ki geleceğin sultanları olarak yetiştirilen şehzâdeler de, her kesimden, liyâkatli kimseler tarafından yetiştirilir, bilhassa mânevî terbiyeleri velî bir üstâda tevdî edilirdi.
Tarihte irili ufaklı birçok devlet gelip geçti ama varlığını asırlardır devam ettirebilen devletler pek azdır. Bunun en önemli sırrı ise sadece askeri başarılarla değil, medeniyet olarak da varlığı kabul ettirmektir.
Namaz hakkında bahsedilen huşû, edeb ve ilâhî vuslat hâli, ulaşılması mümkün olmayan ve beşer tâkatinin çok üzerinde bir husus değildir. Namazdaki ulvî ve lâhûtî hazzı, sadece lafızları süsleyen bir beyân ve tahayyül olarak düşünmemek lâzımdır.
Rivâyete göre Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin bir kölesi vardı. Kendisinin yakın hizmetlerini görürdü.
Yunan saldırıları karşısında ümidi kırılan ordunun başındaki komutan Abdelezel Paşa, ordusuna yaptığı konuşmayla savaşın seyrini değiştirdi.
Sultan 2. Abdülhamid zamanında ordu kumandanı olan Abdülezel Paşa, ak sakallı olduğu bir dönemde Yunan saldırısına karşı, cenk meydanında gençleri dahi geride bırakan ibretlik bir direniş sergiledi.
Yıldırım Bâyezîd ile Emîr Sultan Hazretleri’nin çok ibretlik karşılaşmaları.
Abdülhamîd Hân’ın kumandanlarından olan Abdülezel Paşa, küçük yaşta hâfız olmuş ve komutanlığı süresince güzel sesiyle Kur'an okuyarak çevresini mest etmişti.
Osmanlı’nın iyice gelişip güçlenmesinden tedirgin olmaya başlayan bütün hristiyanlık âlemi Haçlı ordusu hazırlayarak Osmanlı topraklarına girdi ve Niğbolu'da iki ordu karşı karşıya geldi. Yıldırım Bâyezîd Han'ın cesaretle yoğrulan zaferi ve yaşanan diğer gelişmeler...