Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'den bir sayfası Osmanlıca diğer sayfası Türkçe olarak hazırlanan ve bizlere tarih şuuru kazandırmak amacıyla yayınlanan yeni kitabı "Muhteşem Bir Mâzîden İhtişamlı İstikbâle" çıktı.
Ana, baba, nine, dede, oğul, kız ve torunlara; zenginlere ve müslüman olmayanlara zekât verilmez. Ayrıca karı-koca da birbirlerine zekât veremezler.
İnsanın her şeyden evvel kendi üzerinde hakkı vardır. Sonra âile efrâdı, daha sonra ise akrabâ ve yakınları gelir. Mîras hukukunda da aynı yakınlık ve hak sırasına riâyet edilmiştir.
Zekât verecek kimsenin temlîk ve taharrîye son derece riâyet etmesi lâzımdır. Zîrâ zekâtın sahîh olması buna bağlıdır.
Ümmetine çok müşfik ve merhametli olan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bir Müslüman sıkıntıda iken kendisi huzur bulamazdı. Kendisini toplumun her ferdinden mesʼûl görürdü…
Sadaka hâlis niyetle verildiği takdirde, lâyık olmayan bir kimseye gitse bile onu veren, yine de ecre nâil olur.
Süleyman Çelebi, 1. Murad devrinde yetişmiş, Yıldırım Bâyezîd zamanında Emîr Sultan Hazretleri’ne intisâb etmiş, Yıldırım Bâyezîd’in saray imamlığını yapmış ve onun vefatından sonra ömrünün sonuna kadar da Ulu Câmi imamlığı vazifesini yürütmüştür.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi zor zamanlarda Allah'a kulluk yapmaktan ve ahireti unutturan yanlış sokaklardan bahsediyor.
Çelebi Mehmed, bütün varlığıyla tebaasına hizmet eden bir sultandı. Onları huzursuz edecek hususları bertaraf eder, cemiyette sükûnetin temini için müstesnâ bir gayret sarf ederdi.
Çelebi Sultan Mehmed, Osmanlı mülkünü tek idâre altında topladıktan sonra devletin yeniden inşâsı için hummâlı bir faâliyet içine girdi. Bunu yaparken de öncekilerin izini takip ile adâletten kıl payı ayrılmamaya riâyet etti. Halktan alınan vergileri azalttı, herkese hüsn-i muâmelede bulundu. Kardeşleriyle mücâdelede bile, evvel emirde iknâ ile hareket etti.