İlâhî Kitaplar Cenâb-ı Hakk’ın kelâm sıfatının beşer kelâmı ve idrâkine in’ikâsıdır.
Bazı durumlar vardır ki bunlar kendi arzu ve isteğimizin dışında gerçekleşir ki, tamamen kader ve kazânın tecellîsinden ibarettir. Bunun aksine hareket aslâ mümkün değildir. Doğmak, ölmek, dirilmek, uyumak, acıkmak, cesedî yapımız, ömür süremiz ve benzerî durumlar hep kaderin bu kısmına dâhildir. Bunlara kader-i mutlak da denir ki, insanoğlu zarûreten tâbî olduğu bu fiillerden mes’ûl değildir.
İslam Medeniyetinde vakıf malı, Allah’ın emaneti olarak kabul edilir. Süleyman -aleyhisselam- ve Salih -aleyhisselam-’ın rivayetleri, bu hakikatin önemini idrak etme noktasında, önemli birer levha hükmündedir.
Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-, asıl zenginliğin, mal çokluğu ile değil, gönül zenginliği ile olduğunu belirtmişlerdir.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, küçük-büyük her hareketinde, mutlakâ Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sünnetine uyar ve herkese de böyle yapmalarını tavsiye ederdi.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, insanı Allah Teâlâ'dan uzaklaştıran ve Allah Teâlâ'ya yaklaştıran fiilleri anlatıyor.
Cenab-ı Rahman’ın sunduğu hizmet sahası öylesine geniştir ki, her fıtrat, bu hizmet dairesi içerisinde kendisine yer bulur. Ecrin kaynağı, hizmetin şekli değil, niyetin şeklidir.
Allah, kelâm sahibidir. Bunun için sese, harflere ve bu harflerden meydana gelen kelime ve cümleleri tertiplemeye muhtaç değildir. O’nun konuşması, harften de sesten de münezzehtir; insanların söz ve konuşmasına aslâ benzemez. Zîrâ insanların konuşması, O’nun kelâmından nasîb alarak gerçekleşir.
Cenâb-ı Hakk’ın görmesi de diğer sıfatları gibi zât-ı ilâhîsinin muktezâsındandır. O her şeyi hakkıyla görür. el-Basîr’dir. O’nun nazarına gizli kalan hiçbir şey yoktur.
Ölümden sonra başlayacak olan yeni, sonsuz ve hayatın tâ kendisi olan ahiret hayatına başlayacağız.