Uhud’da şehit olurken ümmete adeta bir vasiyet mahiyetindeki sözlerle fani hayata veda eden sahabi...
Tefekküri mevti, kalbi yumuşatmak, kalbdeki sevgiyi geçici dünya nimetlerine değil bâki olan Allah'a ve O'nun razı olduğu şeylere çevirerek nefsin ibret almasını temin etmek, tûl-i emeli kırmak, gafleti dağıtmak, tevehhüm-i ebediyete engel olmak, ihlâsı kazanmak ve tevbenin sürekliliğini sağlamaktır.
Sevgisinde samimî olmayan ve dünyalığa mağlûp olan insanların akıbeti pek hazin olur.
Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde memleketin her tarafında, her karış toprağında adâlet, hak ve hukuk hâkim durumda idi. Kânun önünde bütün insanlar eşitti. Sanki: “Adâlet, mülkün temelidir...” ifâdesi, onun için vârid olmuştu. İşte Fatih devrinde Osmanlı'daki sosyal hayatın insanı titreten hikayeleri...
İslâm, Câhiliye toplumunun yanlış âdetlerini kaldırıp yerine en güzel ve en mükemmel hayat düsturları getirdi. Câhiliye insanının kontrolden çıkmış, taşkın öfkesini, hilim, sabır, hak ve adâlet gibi yüksek vasıflarla dizginledi. Şuursuz cesaretini duygusallıktan ve nefsâniyetten arındırıp aklîleştirdi. Nefsânî şecaatini müsbet gâyelere istikâmetlendirdi. Onu, hak ve adâletin yerini bulması gibi ulvî idealler uğrunda kullanmayı öğretti.
Dünyadaki en değerli şeyi olan zamanı kullanma husûsunda nelere dikkat etmeliyiz?
Ashab-ı Kiramın en mühim özelliği Allah'ın emirlerini uygulayıp, Efendimiz'i (s.a.v.) en güzel şekilde örnek alarak hayatlarına tatbik etmekti.
Kader, imân esaslarımızdan biridir. Rabbimiz’in ilim ve kudretinin sonsuzluğunun îcâbı olan kader sırrını akılla idrak ve îzah edemeyiz. Bu noktada, insanın; acziyetini ve hiçliğini idrâk edip teslîmiyetin sükûnuna dalarak, îmânın huzuruna ermesi îcâb eder.
İnsanoğlu ömrü boyunca sayısız kere ölümle yüz yüze gelmektedir. Yaşanan hastalıklar, beklenmeyen sürprizler, meydana gelen felâketler, hayatta her an mevcud olan, fakat insanın gaflet ve acziyeti sebebiyle çoğu kez habersiz olduğu nice hayatî tehlikeler, ölümle insan arasında ne ince bir perde bulunduğunu göstermiyor mu?
Her hayat sâhibinin başından mutlakâ geçecek olan ölüm, fânî hayâta büyük vedâ ânı ve her canlının şahsına münhasır yaşayacağı husûsî bir kıyâmettir.