Yunus Emre Hazretleri, şeyhi Taptuk Babaʼnın dergâhında, nefsini terbiye etmek için “erbaîn”e girer. Kırkıncı gün, nefsine sahip olup olamayacağı hususunda bir imtihandan geçirilir.
Kul, herhangi bir nîmete veya muvaffakıyete erdiği zaman, bundan nefsine bir pay çıkarmamalı; “Ben yaptım, ben başardım.” dememelidir. Bilâkis; “Sen lûtfettin. Senʼin ihsânındır yâ Rabbi!..” demelidir.
Sırat-ı müstakîmde yolcu olmak, ancak takipçi olmakla mümkündür. Takip etme ilkesi İslam dini tarafından belirlenmiştir. İslamiyet, ilk insan olan Hz. Âdem’le başlamıştır. Hz. Muhammed(sav)’in bu dünyaya teşrifiyle, hakikat nurlarına ve sevgi hazinelerine giden yol da taliplerine açılmış oldu. Tüm bunlara ulaşmak ve aşkın kemaline erişmek, Hz. Peygamberi(sav) ve onun sünneti seniyyesini anlamaya çalışmak ve hayata geçirmekle mümkündür.
Dünyevî arzular kıble hâline gelince, insan zaaflarının putperesti oluyor. Nasıl ki gözüne iki parmağını perde yapan kimse, karanlığa dûçâr oluyorsa, gönül gözünü gaflet perdesiyle kapatanlar da mâneviyat güneşinin mahrumu oluyor. Aslî hakîkatini, derûnî istîdatlarını dumura uğratıyor. Kendini nefs canavarına teslim eden insanın âkıbeti ne hazindir!..
Rabbimiz kendine sığınanı korur. Öyle günahlar vardır ki, Rabbin sıyaneti olmayacak olursa, insanın kendini koruması zordur. Bu itibarla kula düşen, günahlara karşı Rabbin koruma zırhına sığınmak ve taatlere karşı da O’nun yardımını niyaz etmektir.
Ahlâkı güzelleştirmenin zorluklarından biri de zor zamanlarda imtihan edilmesidir.
Güzel ahlâk sahibi olmak kolay değildir. Kalbin sanatıdır. İnsan; gözüne, diline veya dudağına hükmedebilir. Onları yumabilir, tutabilir, susturabilir. Biraz irade eğitimiyle bu mümkündür. İşte oruç ibâdetinde bunu tâlîm ediyoruz. Fakat kalbi susturmak, işte bu o kadar kolay değildir. Büyük bir cehd ister. Tezkiye ister.
Nefisle mücâdelede muvaffak olmak için zikre devam ve teslîmiyet şarttır. Nefisle cihad en büyük cihaddır. Çünkü o bitip tükenmeyen ve ardı arkası kesilmeyen ve ölünceye kadar yapılan bir mücâdeledir.
Kişilik terbiyemiz adına hedef ve faaliyet haline getirebileceğimiz bazı hususlar...
Her insan, yeryüzüne hem üstün özelliklerle hem de süflî vasıflarla gelir. Ondan beklenen, süflî ve nefsânî arzularını sınırlaması, yani “nefsini tezkiye etmesi”dir. Nefs temizlendikten sonra işin ikinci aşaması başlar, o da “kalbin tasfiyesi”… Kalpteki dünyevî, nefsânî, şeytânî bağlılık ve muhabbetler yok edilir ve insan duygu ve düşüncelerinin merkezi olan kalp, Allâh’ın muhabbetine tahsis edilir.