Hazret-i Âişe (r.a.) anlatıyor: “Ramazan ayının son on günü girdiğinde Rasûlullâh (s.a.v.) geceleri ihyâ eder, ev halkını uyandırır, kendini ibâdete vererek eşleriyle alâkayı keserdi.” [1]
Doğu Kudüs’ü 1967’de işgal eden İsrail, yarım asırdır Kudüs'ü Yahudileştirmek için yoğun çaba sarf ediyor. İsrail, 1980’de Kudüs’ü “İsrail’in birleşik başkenti” ilan etti. Trump’ın Aralık 2017’deki kararıyla ABD bunu tanıyan ilk ülke oldu. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ise “Doğu Kudüs, Filistin’in başkentidir” açıklamasında bulunarak tüm dünyaya burayı Filistin devletinin başkenti olarak tanıma çağrısında bulundu.
Aşağıdaki hadîs-i şerîften almamız gereken en büyük ders, her an Allâh’ın rızâsına vesîle olacak bir amel arayışında olabilmektir. Zîrâ âyet-i kerîmede: “Bir (hayır) işini bitirince hemen (başka bir iş veya ibâdete) koyul ve yalnız Rabbine yönel.” (el-İnşirâh, 7-8) buyrulmuştur.
Düğünde eğlenmenin hükmü nedir? Müslüman düğünde eğlenebilir mi?
Denizli İl Müftülüğüne müracaat eden Avustralya vatandaşı Sonia Leanne Rowell iki yıldır araştırdığı İslam dinini seçerek Müslüman oldu. Müftülükte onun için ihtida merasimi düzenlendi.
Ramazan, ilmin, ibadetin, imanın, ahlâkın, dayanışmanın, kardeşliğin daha da olgunlaştırılabilmesi için Müslümanlara ikram edilmiş bereket mevsimidir. Ramazan'la birlikte zaman algısı değişirken, iletişim, ulaşım, güvenlik ve moral değerlerde meydana gelen iyileştirmeler hepimizin malumudur.
Yeryüzünün ötelere açılan bir penceresi mesabesindeki ilk kıblemiz Mescid-i Aksâ’yı zâlimlerin elinden kurtarmak, ümmet üzerine bugün için önemli farzların başında gelmektedir. Bu farz yerine getirilmediği sürece tüm ümmet, tek tek, cemaat cemaat, devlet devlet sorumludur. Herkes kendi iktidarı çerçevesinde bir şeyler yapmanın yolunu bulmak durumundadır.
Fatih Sultan Mehmet, velîlerin ziyâretlerinde büyük bir huzur bulur, onların feyz ve berekâtından gönlü vecd ile dolup taşardı. Bir gün, zamanının evliyâlarından Şeyh Ebû’l-Vefâ Hazretleri’ni ziyârete gitti ama kapı kapalıydı. Bir başka zaman tekrar kapısına gitti yine kapı kapalıydı. İçeri gönderdiği yaverinden niye huzura kabul edilmediğini öğrenerek geri dönmek zorunda kaldı. Tekkeden içeri giremeyen Fatih Sultan Mehmet, ömrü hayatında bir kez bile olsun Ebû’l-Vefâ Hazretleri’ni göremedi.
İslam’ın temel emirlerden birisi Müslümanların birbirlerini kardeş olarak görmeleri ve bunun gereğini yapmalarıdır. “Mü’minler ancak kardeştirler.” [1]Yani Mü’minler kardeşten başka bir şey değildir dolayısıyla birbirlerine kardeşçe muamele etmeleri gerekmektedir.
Mümin bir fert, mümin bir cemaat, mümin bir kabile ve mümin bir kavim olduğumuzu söyleye söyleye, bu ilâhî emir karşısında durduğumuz saf, müminlerin safı mıdır? Yoksa kâfirlerin, münafıkların ve yoldan çıkmış ehl-i kitabın safı mıdır?