mülk

Malını Müslümanlara Vakfeden Allah Dostu

Ubeydullah Ahrâr Hazretleri, bütün gelirlerini, medreselerdeki ulemâya, talebelere; tekke, zâviye ve câmilerdeki sûfîlere; yolculara, ihtiyaç sahibi müslümanların istifâdesi için tesis edilen vakıflara akıtırdı.

Ölüyü Kabre Kadar Üç Şey Takip Eder

Enes radıyallahu anh’den, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sel-lem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ölüyü (kabre kadar) üç şey takip eder: Çoluk-çocuğu, malı ve ameli. Bunlardan ikisi döner, biri kalır. Çoluk-çocuğu ve malı döner, ameli (kendisiyle) kalır.” [1]

Herkese Örnek Olan 'din Kardeşliği'

Selmân -radıyallâhu anh- din kardeşliği hukûkuna çok riâyet ederdi. Hattâ vâlisi olduğu Medâin’den tâ Şam’a kadar yürüyerek gidip kardeşi Ebu’d-Derdâ’yı ziyarette bulunurdu.

Her Şeyini Allah Yolunda Fedâ Etti

Ashâbın en zenginlerinden olan Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, Allah Rasûlü’nde fânî olunca, canını ve malını cömertçe O’nun yolunda fedâ etmişti. Fahr-i Kâinât Efendimiz’e peygamberlik geldiğinde, Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın 40 bin dirhemlik bir serveti vardı. Malının büyük bir kısmını İslâm uğrunda infâk etti. Müslüman olan köleleri âzâd ediyor, mü’minlere her türlü desteği sağlıyordu. En son kalan 5 bin dirhemi de hicret esnâsında yanına alarak yola çıktı ve Medîne-i Münevvere’de Allah için infâk etmeye devam etti.[1]

Neyin Peşindeyiz?

Her şeye taşıdığı değer kadar itibar edilmelidir. Geçici olanın sevgisi de geçicidir. Allah ise Hayy (diri), Kayyûm (her şeyi görüp gözeten) ve lâ yemût (ölümsüz)dür. Gözü ve gönlü Bâki olana çevirmek, hep O’nun rızasını gözetmek en akıllı iştir. Kalıcı olanın peşinde koşmak yorgunluk ve pişmanlık getirmez.

Toplumun Kalbindeki Yara "israf"

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin yeni kitabı, "Toplumun Kalbindeki Yara İSRAF" çıktı.

Ne Yediğimizi Kimse Sormuyor

Suriye’den Lübnan’a, Lübnan’dan Türkiye’ye uzanan bir ‘savaş hikâyesi’… Şefika Bahsik Kubbeci’nin Suriye’deki savaştan kaçış hikâyesini ve Türkiye’de yaşadıklarını dinledik.

Bunları Yapmak Da "israf"

İs­ra­f, sa­de­ce elde­ki mal ve mül­kü çar­çur et­mek şek­lin­de anlaşılmamalıdır. Âyet-i ke­rî­melerde buyrulan; “Allah is­raf eden­le­ri sev­mez!..”[1] îkâ­zı hayâtın bü­tün saf­ha­la­rı­nda dikkate alınmalıdır.

Cimrilikten Korunan Kurtuluşa Erer!

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efen­di­miz, as­hâb-ı ki­râm ara­sın­da, kı­yâ­me­te ka­dar ge­le­cek mü’min­le­re ışık tu­tan ör­nek bir kar­deş­lik bağı te­sis et­miş­tir. Ni­te­kim Mek­ke’den Me­dî­ne’ye hic­ret eden Mu­hâ­cir­ler i­le En­sâr ara­sın­da ger­çek­leş­ti­ri­len bu kar­deş­lik, tarihin bir ben­ze­ri­ne da­ha şâ­hid ol­ma­dı­ğı eş­siz bir tab­lo­dur.

Hüdayi Hazretlerinin Manevi Yolculuğu

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, talebelik yıllarında ciddî bir ilim tahsili yanında tasavvufî bir alâka ile gönül âlemini de az-çok yoğurmuştu. Gayret ve çalışkanlığı sebebiyle de medresede kendisiyle husûsî bir şekilde ilgilenen hocası Nâzırzâde’nin muîdi olmuştu. Sonraki yıllarda hocası Nâzırzâde ile birlikte muhtelif kadılık va­zi­felerinde bulundu. Son olarak da Bursa’ya tâyin edildiler. Hocası başkadı, kendisi de Ferhâdiye medresesinde müderrisliğin yanında Câmi-i Atîk mahkemesinde kadı nâibi oldu.