Sultan II. Abdülhamid Han, Hareket Ordusu'nun İstanbul'a gelerek kendisini tahttan indirmesinin ardından İttihat ve Terakkî’nin yaptığı yağma, zulüm, haksızlık ve benzeri aşırı derecede menfaatperestliğini görenler “ne bekledik, ne bulduk” dercesine yaşadıklarını anlatarak bir dönemin menfi hasletlerini âdeta dile getirmişlerdir.
İslam miras hukuku ve bugün yanlış yaptığımız bazı uygulamalar, hayatımızda dini ötelediğimizde başımıza neler gelebileceğini bizlere gösterir nitelikte sonuçlarla karşılaşmamızı sağlıyor.
Tarihte; ilmi, tâkvâsı, merhameti, vakarı ve hilmi ile meşhur olan Bâyezîd-i Velî, ulemâ ve evliyâya çok hürmet gösterirdi. Onun bu istikâmette kullandığı husûsî bir bütçesi vardı. Bununla ilim ve irfân erbâbını eser vermeye teşvik ederdi. Sultân’ın bu himâyesi, İstanbul’u bir ulemâ şehri hâline getirdi.
Sultan 2. Murat Han, üç gün hasta yattıktan sonra vefât etmiş arkasından herkesine örneklik teşkil edecek şu vasiyeti bırakmıştı.
İnsan nefis taşıyan, nefsinin isteklerine muhatap olan ve o isteklere karşı zafiyet içinde olan bir varlıktır. Tûl-i emel dediğimiz şey insanın bitmek tükenmek bilmeyen hevesleri ve arzularıdır. Bir başka ifade ile insanın hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmasıdır.
Günümüzde zekât tam olarak verilse, toplumda fakir ve muzdarip insanların yok denecek kadar azalacağı âşikârdır.
Babasının ihlâs ve irâdesini, ağabeyinin rızâsını ve evliyâullâhın duâsını alarak zirvelere yürüyen sultan Orhan Gâzi'nin (1281-1360) manevi portresi.
Ahmet Taşgetiren bu ay [Mayıs 2015] Altınoluk Dergisi'nde çıkan "Kirlenmeme Hassasiyeti" başlıklı yazısında, Müslümanların günahlara karşı tetikte durup, teyakkuz halinde yaşaması gerektiğinin altını çiziyor.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin Gönül Dergâhından HAKÎKAT İNCİLERİ kitabı çıktı.