Surre Alayı, Osmanlı döneminde İstanbul'dan Mekke ve Medine'ye yardımlar ve armağanlar götüren topluluk olarak biliniyor. İşte Surre Alayı ile ilgili her şey...
Fâtih Sultan Mehmed Han, mânevî terbiyesinde yetiştiği hocası Akşemseddîn Hazretleri’ni çok sever, ona pek fazla hürmet ederdi. Sık sık ziyâretine gider; yanından, gönlü huzur ve sükûn içinde dönerdi.
Düşünecek olursak, şu gördüğümüz âlemde her şey değişiyor. Bir sûretten diğer bir sûrete geçiyor. Meselâ nutfe alekaya, aleka mudğaya, mudğa et ve kemiğe dönüşüyor. Bu tür tahavvülât/değişim, yıldızlarda, gezegenlerde, madenlerde, bitkilerde, yani her şeyde oluyor.
Murad Hüdavendigâr, büyük bir ahlâkî, irâdî ve idârî güce sahipti. Yaptıkları, dâhiyâne idi. Şer’î kânunları büyük bir titizlikle tatbik eder, geliştirip güçlendirirdi. Ânî karar vermedeki mâhirâne hasleti, kendisine çok zaferler kazandırmıştır.
Haçlıların Korkulu Rüyâsı, Niğbolu Fâtihi, İklîm-i Rûm Pâdişâhı Yıldırım Bâyezîd Han (1360-1403) dördüncü Osmanlı pâdişâhıdır. Girdiği harplerde gösterdiği cesâret ve askerî manevra kâbiliyetinin son derece sür’atli olması dolayısıyla kendisine askerlerce «yıldırım» lâkabı verilmiştir. İşte onun cenglerle geçen iman dolu hayatı...
İslâm târihinin sahâbe ve tâbiîn devrinden sonra en ihtişamlı safhasını teşkil eden ecdâdımız Osmanlı, pâdişâhından çobanına kadar bütün halkının eşsiz bir Peygamber muhabbetiyle temâyüz ettiği bir toplum idi.
Mevlânâ Halid-i Bağdadi Hazretlerine atılan iftira nasıl hayra döndü?
Allah dostlarıyla olan bu kalbî beraberliğin yanında zâhirî beraberlik de olabilirse, bu, “nûr üstüne nûr” olur. Fakat tasavvufî terbiyede kuru kuruya bir zâhirî beraberlik makbul ve yeterli değildir. Zira kimileri, bir mürşid-i kâmilin dizi dibinde bulunurlar da, gafletleri sebebiyle hiçbir hisse alamazlar.
Râbıta, muhabbeti dâimâ canlı tutmaktan ibârettir. Esâsen kâinatta râbıtasız hiçbir insan yoktur. Herkes birileriyle mutlakâ kalben irtibat hâlindedir.
Allâh’ın rahmeti, bazen küçük bir hayırda bazen de büyük hayırlardadır. Aynı zamanda kahrı da bazen küçük bir günahta bazen de büyük günahlardadır. Dolayısıyla amellerimizi bu gerçeğe göre mîzan etmeli ve değerlendirmeliyiz.