Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Şebnem Dergisi'nin Şubat sayısında, gelir sıkıntısının sebeplerine bir menkıbe ile değiniyor. Helâl lokmanın hem isrâf olmayacağını hem de geçim sıkıntısına sebep vermeyeceğine değinen Hocaefendi, yazıyı Hazret-i Ali'nin bir duası ile bitiriyor.
Îmânın temeli muhabbettir. Kulluğun bereketli zemini, ibâdetlerin lezzet kaynağı muhabbettir. Feyiz ve rûhâniyetin şartı muhabbettir.
İnsan manen nasıl seviye kazanır? Musa Efendi Hazretlerinden sekiz maddede manevi terbiyede dikkat edilecek hususlar.
Mevlâna Celaleddin-i Rumi'nin Mesnevi'sinde geçen “çunki nâmahrem der âyed ez derem perde der pinhan şevend ehl-i harem” (Mesnevî, 1/2381) (Yabancılar kapımdan içeri girdiğinde, ev halkım perde arkasına gizlenir.) sözü ışığında sırları örtmenin hikmetinde neler saklı olduğunu öğreniyoruz.
Bugün İslâm toplumları olarak en acı kaybımız, herhalde insaniyetimiz, değerlerimiz, edebimiz, kalitemiz ve nihâyet medeniyetimizdir. Müslümanlar olarak İslâm’ın izzetini kuşanamadığımızı itiraf etmek durumundayız.
Sohbetler dört duvar arasında kuru bir beraberlik değil; canlı, hareketli, gönüllere ilham verici ve muhabbet dolu bir beraberlik olmalıdır. Zira sâlih insanların bulunduğu ve sâlihlerin güzel hâllerinin konuşulduğu bir meclisteki beraberlikten müsbet bir neticenin hâsıl olabilmesi, evvelâ kalplerin muhabbet harcıyla birbirine kenetlenmesine ve böylece kalpten kalbe feyz akışının sağlanmasına bağlıdır.
Âlimleri bekleyen en büyük tehlike, halkın itibarı karşısında şımarmak ve şöhret sevdalısı hâline dönüşmektir. Hatta bilerek ya da bilmeyerek ilahlaşma ve Rableşme temayüllerinin nefislerine sirayet etme ihtimalidir.
İnsanın iç dünyasındaki harp meydanında, en güç bertaraf edilecek olan menfî temâyülün en şerlisi “hased”dir. Kökü çok derinlerde olan bu menfî temâyülü söküp atmak güç olduğu gibi o bir defa kök salıp yerleşince de insanı dâimî bir huzursuzluğa mahkûm eder.
Dünyevî meselelerde korku ve muhabbet, bir kalpte birleşmez. Fakat mâneviyatta durum farklıdır. Kâmil bir mü’min, Cenâb-ı Hakkʼın sayısız nîmetlerinin tefekküründe derinleştikçe, gönlü muhabbetullah ile dolar.
Sohbetler ne kadar ibâdet vecdiyle îfâ edilirse o kadar mânevî tecellî husûle gelir. Zira sohbetler, bir bakıma muhâtaba reçete yazmaktır. Kitaplar, numarasız gözlük gibidir. Kimlerin eline geçeceği bilinmeden meçhûle yazılan mektuplar mesâbesindedir. Sohbetler ise numaralı gözlük gibidir. Zira sohbette sözler ve kalpler, muhâtaplara göre ayarlanır.