Dünya ahiretin tarlasıdır. Yüz yıllar içerisinde çok zengin bir anlam alanına ulaşan bu hikmetli sözün hayatımızdaki yeri acaba nasıl?
Modern hayatın alıp götürdüğü değerlerimizden biri olan annelik, kapitalizmin dişlileri arasında emek kurbanı ediliyor. Bugün birçok anne kendisini iş hayatının içerisinde buluyor. Bu da kendisini hem yoruyor hem de ailesinden, evinden uzaklaştırıyor. Kaybettiğimiz annelik duygularımızı yeşertmek için püf noktaları...
Dünyayı kendinden ibaret zanneden çağımızın “değerli” insanı, içine halife olarak yerleştirildiği kâinatta hüküm süren mükemmel silsileyi tefekkür ettikçe, ancak bu kıymetli “oluşa katılarak” değer sahibi olabileceğini görecektir.
Avrupa’nın İslamiyetle tanışmasının hikayesini 50’li yıllarda yaşanan işçi göçüyle başlatan anlatılar, kıtanın İslamiyete yabancı bir yer olduğu algısını yaratır. Oysa Macaristan’ın doğusunda, Debrecen’in kuzeyinde yer alan Hajdúböszörmény şehri İslamiyetin Avrupa’daki köklerinin ne kadar eski olduğunu bizlere hatırlatır.
"Modern, hızlı, heyecansız bir zamanda olduğumu hissediyorum. Hayatın anlamsız ve amaçsız bir “alışkanlık” olmaması ve anın farkına varabilmek için ne yapabilirim?" Klinik Psikolog Mehmet Dinç cevaplıyor.
İnsan yaşlandıkça bedeninden çok şey kaybeder, gücünün azalıp sahip olduğu imkânlar elinden çıktıkça kendini güçsüz görmeye başlar. Hiçliğini ve dünyanın fâniliğini anlayarak, kendini kimsesiz ve yalnız hisseder. Şehir hayatına uyum sağlayamamak da yalnızlığın sebeplerinden biridir. Sanayileşme sonrası büyük şehirlere göçle birlikte birçok problem ortaya çıkmış olup bunlardan birisi de yalnızlıktır.
İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, “Modern hayat, modern yataklar çıktıktan sonra hanımların, beylerin ağrıları arttı. Modern yataklar ağrı sebebi.” dedi.
Asrımızda yoğun bir îman problemiyle karşı karşıyayız. Ne yazık ki, dînin sağlaması modern hayat üzerinden yapılıyor. Modern hayat, şimdiye kadar ne Batı’ya huzur ve mutluluk sunmuştur, ne de onu taklit eden insanlara...
Kur’ân-ı Kerîm, kişiyi hem bedenen, biyolojik, hem ruhen hem de toplumsal olarak; erkekse “tam bir erkek”, kadınsa “tam bir kadın” olması için gerekli bütün hükümleri koymuşken biz bu evrensel hükümleri nefsimiz için delmiş bulunmaktayız. Ama bu durum bugün bizim, özellikle de kadınların hayrına değil.
Bir mü’minin hayat felsefesini, yaşayış tarzını ve tefekkür dünyasını şekillendiren yegâne âmil İslâm olmalıdır. İslâm’ın hayatımızı kuşatıcılığı ve tek kural koyucu olduğu şuuru, bizim mü’min olma iddiamızla ilgilidir. Biz İslâm’ı ne kadar hayatımıza hâkim kılabilirsek o kadar onun boyasıyla boyanır ve Rabbimizin sevdiği bir kul olabiliriz.