Hazret-i Mevlânâ, Hak yolunda aşk ateşiyle yanan, susuzluğu devamlı şiddetlenen, kanmayan, her ân vuslat iştiyâkı ile çırpınan ve coşan, mest ve meclûb bir gönüldür.
Hazret-i Mevlânâ, kâmil insanın gönül sadâsını; bir bakıma da kendi hâlini, ney’in feryâd dilinden anlatmak zarûretinde kalmıştır.
Çin ve Türk ressamlar arasında geçen resim müsabakasında meydana gelen muhteşem ve bir o kadar ibretlik bir hadise. Resim yapmadan resim yarışmasını kazananlar...
Mevlânâ’nın eserlerinde geçen ney, aslında “insan-ı kâmil”i temsil etmektedir. Sazlıktaki bir kamışın ney hâline gelene kadar geçirdiği devreler, insanın olgunlaşmasını, yani “nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye” basamaklarını ifade eder.
Hazret-i Mevlânâ, anlattığı hikâyelerle insanın iç dünyasına ışık tutar. Bu hikâyede de bizler için birçok sır ve hikmet gizlidir.
Mevlânâ Hazretleri’nin Mesnevî’deki bu meşhur hikâyesi; âhir zaman ümmeti olmanın hem güzel ve rahmet tarafını bizlere hatırlatıyor, hem de tefekkür ve ibrete dâvet ediyor.
Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin "Hak Dostlarından Hikmetler HAZRET-İ MEVLÂNÂ (Rahmetullâhi Aleyh)" kitabı yayınlandı.
Allah’a giden yollar insanların nefesleri sayısınca olsa da genel anlamda iki tanedir. Bunlardan biri; peygamberlerin, velilerin ve müminlerin yolu olan rahmet yolu/sırat-ı müstakim, diğeri de şeytana ve nefsine uyanların yolu olan lanet yoludur. Akıl sahibi insan, ömür sermayesini rahmet yolunda tüketir. Bu yol çetindir; inişi, yokuşu, engelleri, eşkıyası çoktur.
Muhabbetin alâmeti, şikâyet etmemek… Muhabbetin şartı; namaz, oruç, hac, zekât, gece yolculuğu, çile ve riyâzât cehd ü gayretidir. Ammâ “muhabbet eri olmak” bunları yapmaya sabr u karar ile olur. Şikâyetle söylenmek, padişahın atına çan takmak gibi ayıptır.
“Cezîre-i Mesnevî” (Mesnevî Adası), bir seçme beyitler kitabı. Mesnevî'yi daha iyi anlamak için yazılmış bu eserin şerhleri, tasavvuf iklimine girenlerin okuması gereken ilk kitaplardan. İşte Mesnevi adasından esintiler...