1. Ahmed Han’dan sonra 2. Genç Osman ile de irtibâtını devam ettiren Hüdâyî Hazretleri, bu yeni ve heyecan dolu genç pâdişâhı da istikâmetlendirmek husûsunda büyük gayretler sarf etti.
Her güzel şeyin sahtesinin olduğunu unutmayalım. Nasıl ki nice naspisiz insan peygamberlik iddiasında bulunmuş ise aynen bunun gibi bazıları da insanları batıl sözleri ile saptırma yolunda olacaktır. Maalesef günümüzde insanları gördüğü rüyalar ile kandırmaya çalışan, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) gördüğünü iddia ederek yaptığı yanlış hatta haram işlere kılıf uyduran, sahtekarların sayısı giderek artmaktadır. Ama bizler sahtesi var diye de gerçek marifet erbabından ve onların hikmetli sözlerinden mahrum kalmayalım.
Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, talebelik yıllarında ciddî bir ilim tahsili yanında tasavvufî bir alâka ile gönül âlemini de az-çok yoğurmuştu. Gayret ve çalışkanlığı sebebiyle de medresede kendisiyle husûsî bir şekilde ilgilenen hocası Nâzırzâde’nin muîdi olmuştu. Sonraki yıllarda hocası Nâzırzâde ile birlikte muhtelif kadılık vazifelerinde bulundu. Son olarak da Bursa’ya tâyin edildiler. Hocası başkadı, kendisi de Ferhâdiye medresesinde müderrisliğin yanında Câmi-i Atîk mahkemesinde kadı nâibi oldu.
Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri ile padişahın yaşadığı sırlı olay...
Şöhreti her yana yayılan Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretlerinin durumunu bir fakir seyyâh da duyup dergâhına gelerek huzûrunda kalben ve rûhen feyz bulmak ister.
Çanakkale destanının yıllar sonra ortaya çıkan hikmet ve ibret dolu, bereketli bir neticesi olan hâdise.
Dâimâ mâneviyat, maddeden üstün gelince, onu tesiri altına alır. Nitekim Çanakkale Harbi’ndeki İngiliz kumandanı tarihçi Hamilton da, bu hakîkati şöyle îtiraf etmiştir...
Medeniyet; şehirleşmek, şehir hayatını seçmek ve şehirliliği benimsemek anlamında arapça bir kelimedir. Medîneli olmak anlamına gelir. Arapçada Medeniyet yerine bedevîliğin zıddı olan “el-Hadâra” (yeşillik) kavramı kullanılır. Göçebelikten kurtulup yerleşik hâle gelmek, sahrâdan çıkıp vâhâ’nın yeşilliğini tercîh etmek demektir.
Çanakkale Zaferi’nin maddî silâhtan ziyâde îman kuvvetiyle kazanıldığının sayısız misâli vardır. Bunlardan biri olarak bu cepheye gönüllü katılmış yedek subay Muallim Hasan Ethem merhûmun şehîdlik mertebesine ermeden az evvel anasına yazdığı ve oradaki askerin hepsine şâmil mânevî iklîmi aksettiren mektubunun bir parçası...
Neslin yetiştirilmesinde annelerin ne gibi bir ehemmiyeti vardır?