İslâm’ın kendisi için bir hayat düsturu olduğuna iman etmiş bir Müslüman olarak varlığa, hayata ve hâdiselere bakış açımızı, diğer bir ifadeyle inanç umdelerimizi, amel ve davranışlarımızı, öncelikle Kur’an ve sünnette beyan edilen esasların belirlemesi tabiidir.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Gel ey gönül! Hakîkî bayram, Cenâb-ı Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e vuslattır. Çünkü cihânın aydınlığı, O mübârek varlığın cemâlinin nûrundandır.” (c.6, 1861) sözleri ile neler anlatmak istiyor?
En güzel şekilde yaratılıp mükerrem kılınan ve Cenâb-ı Hakk’ın pek çok lûtuflarına mazhar olan insanın bu dünyadaki asıl vazifesi nedir? Ondan ne beklenmektedir? Mes’ûliyetleri nelerdir?
İnsanoğlu için kaçınılmaz olan ölüm, herkesin karşısına nasıl yaşadıysa öyle çıkar.
Osmanlı Sultanı II. Murat’ın, Allâh’a ve (O’nun) Resûlü’ne olan derin muhabbetini gösteren vasiyeti...
Düşman korkusundan halâs olmak (kurtulmak) için okunacak dua...
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi bu haftaki sohbetlerinde “Lâ ilâhe illâllah Muhammedür Rasûlullah” lafzını hayatımıza nasıl intikal ettirebileceğimizden bahsediyor.
Tevhîd inancının aslâ ortaklığa tahammülü yoktur. Tevhîd ehli bir müslüman, nasıl ki dış dünyadaki bâtıl ilâhları reddedip yalnız Cenâb-ı Hakkʼı Rab olarak bilirse; iç dünyasından da, tevhîdin mânâ ve rûhuyla tezat teşkil eden bütün hâl ve tavırları bertaraf etmelidir.