Kur'an'ın hangi ayetine tutunulsa, bir şahsiyet inşası süreci başlar ve rahmet insanı - rahmet toplumu olma yoluna girilir. Onun için ayet-i kerime, kişilik değerlerimize konan bir tuğla gibi, bir doku gibi okunmalı, görülmeli ve inşa sürecini hareketlendirmeli.
İnfâk ehli bir mü’min, diğergâm insandır. Yarın ilâhî mahkemede kendi kurtuluş beraatını alabilmenin, bugün başkalarının da kurtuluşu için gayret ve himmet etmekten geçtiğini bilen insandır.
Günümüzde alabildiğine allanıp pullanan günahlar karşısında dik durmak her babayiğidin harcı değildir. TV ve internet aracılığıyla her yere kolayca girebilen, ahlâkî değerleri çürüten fuhşu özendiren yayınlar özellikle genç nesilleri zehirlemekte, onları dünyevi ve uhrevi yüce hedeflerden alıkoymakta, zaman ve enerjilerini heder etmektedir. Bu düpedüz toplumun manevi yapısını dinamitlemektir, intihardır. Bu yıkıma karşı durmak en büyük cihattır.
Güzel ahlâk sahibi olmak kolay değildir. Kalbin sanatıdır. İnsan; gözüne, diline veya dudağına hükmedebilir. Onları yumabilir, tutabilir, susturabilir. Biraz irade eğitimiyle bu mümkündür. İşte oruç ibâdetinde bunu tâlîm ediyoruz. Fakat kalbi susturmak, işte bu o kadar kolay değildir. Büyük bir cehd ister. Tezkiye ister.
Bütün ilimlerin nihâî gâyesi ve zirvesi, mârifetullah’tır, “Allâh’ı kalben tanıyabilmek”tir. Bu cihan dershânesinde yapılacak esas tahsil de “Hakk’a kulluğun tahsili”dir.
Prof. Dr. Ömer Çelik, İnsanlığın kurtuluşunun ne ile olacağını anlatan o âyet-i kerimeyi açıklıyor...
Eskiler, “Kalpten kalbe yol vardır.” demişlerdir. Bu yol, kalpten kalbe hâl akışını sağlayan muhabbet kanalıyladır. Bu bakımdan kötülere muhabbet edenler, onların hâlleriyle hâllendikleri gibi Allâh’ın sevgili kullarına muhabbet edenler de o sevgili kulların hâlleriyle hâllenirler.
Meşhûr bir atasözünde “Meyve veren ağaç taşlanır.” denilir. Yani bilgili, hünerli ve iyi kimseler kıskanılır, eleştirilir ve işlerini yapmaları zorlaştırılır. Mevlânâ Hazretleri Mesnevî'sinde bu konuya değinir ve konuyla ilgili güzel örnekler verir.
Ümmet, millet ve devlet olarak ve belki küçük küçük cemaat ve gruplar olarak da muhasebe yapmak bir zarurettir. Meselâ bugün İslâm ümmeti olarak ciddi bir muhasebeye ihtiyacımız vardır.
Mevlâna Mesnevî'de “Harîslerin, yani Dünya’yı çok sevenlerin göz testileri hiç dolmaz. Sadef de kanaat edici olmayınca, içi inci ile dolmaz.” (c.1, 21) diyerek bize ne anlatıyor?