Bir nefesi rahatça alabilmemize karşılık, bütün varlığımızı isteselerdi ne yapardık acaba? Ya da bir gözümüze, bir kulağımıza karşı nelerden tâviz vermezdik ki?!.. Muayyen vakte hasredilmiş ömrümüzde Rabbimizin bizden istediği ne, peki?! Kısaca nimeti vereni bilmek ve O’ndan gâfil olmamak!..
Mü’min bir kul olarak Allah'ın verdiği nimetlere dilimizle şükrederek “Elhamdülillah!” deriz. Davranış ve hâlimizle şükrederek, o hâlin gereği olan kulluk ve ibadetle vaktimizi değerlendiririz. Îmanın, ilmin ve tefekkürün şükrü olarak, bunları başka insanlarla da paylaşırız. Sahip olduğumuz her bir nimetin, kendi cinsinden bir şükrü olduğunu bilir ve muhtaç kimselere vazifemiz ve borcumuz olan bu şükrü gücümüz yettiği kadar îfa etmeye çalışırız.
Aile yuvasında huzur ve saâdeti temin etmek için bir kadının dikkat edeceği hususlar nelerdir? Bir hanım evinde, günlük hayatında nelere dikkat etmelidir? İşte cevabı...
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; dâimâ Cenâb-ı Hakk’a duâ, niyaz, hamd, şükür ve zikir hâlinde yaşadı. Ashâbına da Rabbe ilticâ hâlinde yaşamayı tâlim buyurdu.
Kulluk, öncelikle Allah’ı tanımak yani onu Rab olarak kabul etmek ve sonra da ona ibadet etmektir. Yani kulluk hem imanı hem de ibadeti kapsamaktadır. Kulluğa çağrı peygamberlerin görevlerinden de birisidir.
Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) "İnsanların Allah Teâlâ’ya en sevgili olanı, insanlara en faydalı olanıdır. Amellerin Allâh’a en sevgili olanı ise, bir müslümanın kalbine sürûr vermen, onu sevindirmen veya bir sıkıntısını defetmen veya borcunu ödeyivermen veya açlığını gidermendir." buyuruyor.
Muhâsebe, insanın yaratılış gâyesi doğrultusunda kendisini hesâba çekmesidir. Bir işe başlamadan, bir adımı atmadan, bir sözü söylemeden önce sonunu hesab ederek hareket etmek, sonradan duyacağımız pişmanlık ve yanlış anlaşılmalara önceden mânî olmaktır.
İsraf, kendine harcamak; cimrilik ise kendine biriktirmektir. İkisi de bencillik ve hodgâmlıktır. Cenâb-ı Hak, bu şekilde bir kulluğu reddetmektedir.
Müʼmin, kulluk hayatında duânın vazgeçilmez bir yeri olduğunun idrâkiyle, dâimâ “Allah’tan âfiyet dileyiniz.” (Buhârî, Cihâd, 112) emri mûcibince hareket etmelidir. Zira Hazret-i Ebû Bekir (ra)’ın buyurduğu gibi: “Allah’tan af ve âfiyet isteyiniz! Hiç kimseye, yakînden (kat’î bir îmandan) sonra âfiyetten daha fazîletli bir şey verilmemiştir.” (Tirmizî, Deavât, 105/3558)
Mûsâ Topbaş Efendi, ilâhî muhabbet pınarından kana kana içmiş büyük bir Hak dostu idi. Gönlü bir muhabbet deryâsıydı. Dilinden ve gözlerinden âdeta sevgi akardı.