Ahmed bin Ebü'l-Havârî Hazretleri, meşhûr velîlerdendir. Şahit olduğu bir hengamede garip bir adam dikkatini celbeder. Ebü'l-Havârî Hazretleri, büyük bir heyecanla yanına varıp adamla derin bir sohbete başlar.
Secdeyle İslam dini kemale erer; cehaletten arınmakla, ahiretin farkına bu dünyada varılır. Secde, bize ahireti bu dünyada yaşatır.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin yeni kitabı "Mekteb-i Âlem KÂİNAT, KUR’ÂN VE İNSAN" çıktı.
Dînin zâhirî kısmı akılla; bâtınî ve derûnî kısmı, yani özü ise gönülle telâkkî edilir ve öğretilir. İnsanları terbiye, sevk ve idârede, merhamet ve muhabbet, daha bereketli bir netice hâsıl eder. Çünkü kaba kuvvetle hâkim olunamayan nice insan, muhabbet ve merhamete râm olur.
Kalp, ilâhî feyizlerle hâllenince, onda Hâlık’tan ötürü mahlûkâta hizmet arzusu doğar. Dostluğun merkezine Allah ve Rasûlü’nü yerleştirenler, bütün mahlûkât ile dost olurlar. Böyle bir hizmet erinin yüreği, genişleyerek bütün mahlûkâtı içine alan bir “ganî gönül” yani bütün mahlûkâtı kuşatan seyyar bir dergâh hâline gelir. “Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü…” anlayışıyla bütün mahlûkâta şefkat, merhamet ve muhabbetle yaklaşmaya başlar.
Fahri Kâinat (s.a) Efendimizin hayatı, nezâheti belli. Büyükler de onu, mümkün olduğu kadar kendilerinde tatbik etmeye gayret etmişler. Müslümanlar zeki olacak; anlayışlı, nâzik, kibar olacak. Tabii nezâket çok mühimdir.
Bir mü’minin nefsinin yedi sıfatında terakkî edebilmesi için vücûdunun müştemil bulunduğu letâif-i seb’a denilen letâifin de zikir, fikir ve tefekkürle tasfiye ve terbiye görmesi lâzımdır. O yedi sıfat da: Kalb, rûh, sır, hafî, ahfâ, nefs ve ceseddir.
Hizmette muhabbet, mânevî terakkînin başlangıcıdır. Bu nokta aslında her şeyin başladığı yerdir. Kalp, ancak hakîkî muhabbeti tattıktan sonra mânen inkişâf etmeye ve güzelliklerini sergilemeye başlar.
Hizmet ehli türâbî meşrep, mütevâzı, fedâkâr ve cömert olmalıdır. Kalbindeki bütün güzellikler, feyz ve rûhâniyet, tabiî ve bediî bir şiir hâlinde hizmet edilenlerin gönüllerine in’ikâs etmelidir.
İnsan sorgulamalıdır. Sorgulamayan insan köleleşmeye mahkûmdur. Her insan “Ben bu dünyaya neden geldim? Bu âlemdeki gelip geçici misafirliğimin hikmeti nedir sorularını kendi kendine yöneltmelidir. Sorgulanmamış ve cevabı verilmemiş bir hayatın gerçekliği yoktur. Böyle bir hayat karşılıksız çek gibidir.