"Halk içinde iyi muâmele yapmaya en ziyade lâyık olan kimdir?" Peygamber Efendimiz (sellallahu aleyhi vesellem) bu soruyu cevaplıyor.
Peygamber Efendimiz kendisine en iyi davranılması gereken kimsenin annemiz olduğunu söylemekte, hatta onun bu iyi muameleyi, babaya nispetle üç misli daha fazla hak ettiğini belirtmektedir.
Samsun'da, yağmurlu havada tramvayda yolculuk yapan ve ayakkabısı olmayan çocuğa kendi ayakkabılarını veren genç herkese insanlık dersi verdi.
Bütün kötülükler, kendisinin mukabili olan güzel hasletlerle önlenmelidir. Mesela gazaba karşı sabır, cahillik ve kabalığa karşı hilim ve irfân, kötülüğe karşı af ile muamele etmek en güzel hasletle onu savmak demektir.
Ebû Zer radıyallahu anh şöyle dedi: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bana (hitaben) buyurdu ki: “Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi (tabiî) bir iyiliği bile sakın küçük görme!” [1]
Nisa sûresindeki âyet-i kerîme ile insanın kâinattaki temel misyonu ya da İslâm ahlâkının özeti veriliyor diyebiliriz. Çünkü Allah’a kul olmanın gereği budur; burada sayılan sorumlulukları öncelikle yerine getirmektir
Komşuluk hakkı, saygı duyularak gözetilmesi gereken önemli bir görevdir. Cebrâil (as)'ın gelip gittikçe bu konu üzerinde ısrarla durması ve Peygamber Efendimiz'in komşuyu komşuya mirasçı kılınacağını zannetmesi çok anlamlıdır. Komşularla iyi geçinmeli, onlara zarar vermemeli, sevinç ve kederlerine ortak olmalıdır.
İslâm, mü’minlere dîne ve dünyaya âit bütün işlerde taassub ve ifrat göstermeyerek tahammüllü olmayı emrediyor. Hain veyahut muhârib olmamak şartıyla isterse gayr-i müslim olsun herkese karşı rıfk ile muâmeleye teşvikte bulunur.