İstikâmet ehli bir müminde olması gereken vasıflar nelerdir?
İnsanoğlu hayat yolunda kendine talim edilen kuralları uygularken içten ve dıştan birtakım baskılarla karşılaşır.
Hak ve adâletin sesi olmak, esasen sağlam bir yerde durmanın verdiği özgüvenle güçlü olmak demektir. Bu gücü iyi temsil eden ve etkili bir üslupla kullanmasını bilen kimseler, toplumun bir anlamda kanatlarının altına sığındığı kahramanlardır.
Şâh-ı Nakşibend Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Hârikulâde fiillerin ve kerâmetlerin zuhûruna fazla meyletmemek îcâb eder. Esas mârifet, istikâmet üzere olmaktır.”[1]
İmtihan dünyasında insanın hayat şartlarında med ve cezirler vukû bulur. Bunlara mukabil iç dünyada, eğrilme ve savrulmalar olursa kul, istikamet imtihanında başarısız olmuş demektir. Lâkin hayatın ve kaderin değişen bütün şartları karşısında, gidişâtını Allah ve Rasûlü’nün tâlimatları çizgisinde tutabilen ise, en kıymetli derece olan istikamet üzere yaşama derecesine vâsıl olmuş demektir.
Cenâb-ı Hak, kullarından her an “istikâmet” üzere bulunmalarını, yani “emrolundukları gibi dosdoğru” olmalarını istemektedir. Peki bizlere düşen vazifeler nelerdir? Doğru bir istikamette gidebilmek için yol rehberlerimiz kimlerdir? Sırât-ı müstakîm üzere bir hayatın önemi...
İnsan hangi tarafa meyilli ise âkıbeti de o yönde olur.