Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan ve tüm camilerde okunan bugünkü Cuma hutbesinin konusu “Allah Katında Din İslam’dır” oldu. İşte Cuma hutbesi...
Batılı aydınların Osmanlı hakkındaki gözlemleri sizi şaşırtacak! Osmanlı toplumunun sahip olduğu özellikleri yazan Avrupalı aydınlar, Türkleri hayranlık ve hayretle anlatıyorlar.
Hayattaki her nîmet gibi mahrûmiyetlerin de bir imtihan cilvesi olduğunu hatırımızdan çıkarmamalıyız. Şâyet Allah bir şeyi nasîb etmemişse bunu da gönül gözüyle okuyup; “Bunda da bir hayır vardır.” diyerek her hâlükârda şükredebilmeliyiz.
Yazının başlığı Müslüman okuyucuya tuhaf gelebilir. Özellikle insan aklını ve gönlünü esir alan bütün hurafe ve batıllara karşı bir başkaldırı ve direnişi temsil eden İslamiyet için öyle bir soru abestir. Esasen bütün peygamberlerin mücadelesi; baskı, zulüm, sömürü ve istismara karşı direnme şeklinde özetlenebilir.
İslam âlemi olarak zor zamanlardan geçmekteyiz, ümmet siyasi, askeri, kültürel saldırılar karşısında hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Bu mücadele aslında tarih boyunca hep devam etmiştir. Bu zor dönemlerden geçerken aldığımız gerek maddi ve zihinsel yaraları önce teşhis etmek sonra da tedavi etmek büyük önem arz etmektedir. Bu zihni yenilenmeye biz tecdid diyoruz, tecdid yeni bir ruhla tekrar köklerimize dönmek, ihmal ettiğimiz konuları ciddiyetle ele alarak ikmal etmektir.
İman-ı kâmile sahip olabilmek için tasavvuf eğitimi zorunlu mudur? Tasavvufî çevrelerde nakledilen: “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözü şöyle anlaşılmalıdır: “Mürşidi yani rehberi olmayan kişinin, rehberi şeytan olur”
Ortada bir hastalık, bir sıkıntı ve bir problem varsa ille yapılacak iş bunların çıkış sebeplerini araştırmak ve problemleri gidermek için çare üretmektir. Bugün yaşanılan tabloyu kalemle ifade etmeye ihtiyaç yoktur. Çünkü yalın gerçek söze ve yazıya hacet bırakmadan varlığını bizzat haykırmaktadır.
İnsanların ayıplarını araştırmamak, hattâ tesâdüfen görülen ayıp ve kabahatleri dahî setretmek, yani örtmek, her mü’minin, beşerî münâsebetlerinde dikkat etmesi gereken mühim bir husustur.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri bütün ömrünü, halkın irşâdı ve hayır hizmetleriyle geçirdi. Fıkarât, Risâle-i Havrâiyye, Risâle-i Vâlidiyye, Ruka‘ât (Mürâselât) gibi kıymetli eserler kaleme aldı.