Âyet-i kerîmelerde “tezkiye” ile “Kitap ve hikmetin tâlimi”nin bir arada zikredilmesi de dikkat çekicidir. Bu aynı zamanda; tezkiye olmamış bir kalple, gerçek mânâda ilim tahsil edilemeyeceği, tahsil edildiği düşünülen ilmin ise, sahibine ebedî kurtuluş yolunda hiçbir fayda sağlamayacağının bir ifâdesidir.
Kâbe'nin çevresinden sökülen Osmanlı revakları, Türkiye'nin de etkisiyle restore çalışmalarının ardından yeniden yerlerine monte edildi.
Çinli hükümet yetkilileri çıkardıkları emirle, Özerk Sincan bölgesindeki köylerde İslam’ı zayıflatmak için Müslüman esnafa ve restoran sahiplerine zorla alkol ve sigara sattırıyor.
İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin ticaret hayatı nasıldı? İmam-ı Azam'ın ticaret hayatındanki misaller, bir müslümanın ticari hayatının nasıl olması gerektiğini özetliyor.
Pozitivist felsefeye göre; bir laboratuvar tecrübesinde duyu organları tarafından müşâhede edilemeyen hiçbir şeyin hakîkati yoktur. Dolayısıyla hakîkat, sadece laboratuvar tecrübesiyle ispatlanabilen ve beş duyu ile kontrol edilebilen keyfiyetlere mahsustur. İslâm ise beş duyunun idrakten âciz kaldığı “gayb”a da îmânı emrettiğinden, onun en büyük hasmı pozitivist felsefelerdir.
Yüzakı Dergisi Genel Yayın Yönetmeni şair M. Ali Eşmeli’nin kaleminden Efendimiz-sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘i anlatan şiirler...
Toplumlar, kütüphanelerin tozlu raflarında kalmış olan kara kaplı felsefe kitaplarının üzerine abanmış bilgiçlerin fikirleriyle selâmete kavuşamaz. İnsanlığı hakîkî saâdet ve selâmete çıkaracak olan; Kur’ân-ı Kerîm ve onun canlı bir şerhi mâhiyetindeki Sünnet kültürüyle yoğrulup ilâhî hikmet ve hakîkatlerle kemâle ermiş müʼminlerin tebliğ, îkaz ve irşadlarıdır.
Nice firma, reklâmında şehevî unsurları kullanarak müşterisini cezbetmeye çalışıyor. Bunlar, parayla imtihandaki hazin aldanışlar…
Allâhʼa güzel bir kul olabilmek için, İslâmʼı, hayatın hiçbir safhasında unutmamak gerekir. Bilhassa en büyük imtihanlara tâbî tutulduğumuz iş hayatında, âile hayatında ve beşerî münâsebetlerde… Zira müslümanlık, belli zaman ve mekânlara has bir merasim değil, ömrün her ânını tanzim eden bir hayat nizamıdır.
Allah dostlarıyla olan bu kalbî beraberliğin yanında zâhirî beraberlik de olabilirse, bu, “nûr üstüne nûr” olur. Fakat tasavvufî terbiyede kuru kuruya bir zâhirî beraberlik makbul ve yeterli değildir. Zira kimileri, bir mürşid-i kâmilin dizi dibinde bulunurlar da, gafletleri sebebiyle hiçbir hisse alamazlar.