İslam toplumu nasıl doğdu? İslam toplumun bina edildiği ilkeler ve özellikler nelerdir?
Bugün İslâm toplumları olarak en acı kaybımız, herhalde insaniyetimiz, değerlerimiz, edebimiz, kalitemiz ve nihâyet medeniyetimizdir. Müslümanlar olarak İslâm’ın izzetini kuşanamadığımızı itiraf etmek durumundayız.
İslâm’dan önce birbirini yiyen kabîlelerin hayatı, tatlı bir sükûna kavuşmuştur. O öyle bir hidâyet yıldızıdır ki, kendisine tâbî olan toplulukları bütün zaman ve mekânlarda fazîlet ve medeniyetin zirvesine yükseltir.
Altınoluk Dergisi bu ayki kapağı Kur’ân-ı Kerim'den dokuz ayetle "Ümmet İçin Rabbani Çerçeve" başlığını taşıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Türkiye'de bugün tüm camilerde okunan cuma hutbesinin konusunu "Mevld-i Nebi" oldu. Hutbede, Mevlid-i Nebi Haftası’nda “Peygamberimiz ve Gençlik” konusunun işleneceğini duyurusu yapılarak gençleri anlama ve onları geleceğe hazırlama konusunda Peygamberimiz'in (s.a.v.) bizler için eşsiz bir örnek olduğu; O'nun gençlere güvendiği, sorumluluk verdiği, onların fikirlerini dinlediği, hatalarını incitmeden düzelttiği vurgulandı.
Altınoluk Dergisi 391. sayısında "Tarikat... Cemaat... Örgüt... DOĞRULAR YANLIŞLAR" kapağıyla okurlarına sesleniyor. Dosya üzerine İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz ile yapılan söyleşi dikkat çekiyor.
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz ile "cemaat, tarikat, örgüt vs. üzerine" Altınoluk Dergisi'nde röportaj yayınlandı. Hasan K. Yılmaz Bey, "Tarikat ve benzeri yapılar Diyanet'le irtibatlandırılmalı ama Diyanet Damokles'in kılıcı gibi herkesin kafasının üstünde değil, uzaktan yanlış yapanı takip ve rehberlik etmeli." diyor.
"İslam toplumunun zengini" ile "İslam toplumunun fakiri", farklı bir manevi - ahlâki doku içinde, İslam toplumuna has bir "barış - güven hatta sevgi ilişkisi" geliştirirler. "Öteki" aynı toplumun yapı taşlarından birisidir ve bu yapı içinde herkes birbirine ilâhi ölçülerle çizilmiş bir çerçevede sorumluluk duygusu ile bağlıdır.
İslâm toplumu bir vücut gibidir; bir uzvun hastalığının bütün vücudu rahatsız etmesi gibi, bir müslümanın başına gelen belâ ve musibetleri, bütün Müslümanlar kendilerine dert edinmelidir.
Sahâbe, Resûl-i Ekrem’in sözleri karşısında ürperir, kalpleri titrer ve gözlerinden yaş akıtarak ağlarlardı. Bütün bunlar, samimiyetle inanmanın, itaat arzusu içinde olmanın, Allah ve Resûlü’nü sevip, saymanın birer göstergesidir. Kur’an ve Sünnet karşısında bizlerin de örnek almamız gereken davranışlardır.