Hazret-i Mevlânâ, "Yoksul kişi cömertlerin aynasıdır. Sakın aynaya karşı gönül kırıcı sözler söyleyerek onu buğulandırma. Yâni yoksulun gönlüne karşı hassas ol. Çünkü gönül, nazargâh-ı ilâhîdir." demektedir.
İslâm nazarında îman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar sûretinde gerçekleşir. Yani îmânın asıl tecellî mekânı akıl değil, hissiyat merkezi olan kalptir. Bu husus çok mühimdir. Çünkü îman, ulvî bir histir. Akıl ise, îman hissine ulaşmakta, başlangıçtaki belli merhaleleri aşmak için gereken bir vâsıtadan ibârettir.
Takvâ sahibi kullar, tefekkürde derinleşirler. Açan çiçeklerin, öten kuşların, meyveli ağaçların, hepsinin lisânına âşinâ olurlar. Onlardaki zarâfet, incelik ve güzelliği, rûhânî hayatlarına aksettirirler. Çiçekler gibi ince ruhlu, meyveli ağaçlar gibi ikram sahibi olurlar. İşte bunlar, Allâh’ın, Kur’ân-ı Kerîm’de senâ ettiği bahtiyar kimselerdir.
İnsanoğlu kendi başına sırât-ı müstakîmde dosdoğru yürümek husûsunda za’fiyet gösterip nice hatâlara düşmeye müsâid bir varlık olduğundan Cenâb-ı Hakk, onu kendi fazlından peygamberler ile takviyelendirmiştir.
Bazı durumlar vardır ki bunlar kendi arzu ve isteğimizin dışında gerçekleşir ki, tamamen kader ve kazânın tecellîsinden ibarettir. Bunun aksine hareket aslâ mümkün değildir. Doğmak, ölmek, dirilmek, uyumak, acıkmak, cesedî yapımız, ömür süremiz ve benzerî durumlar hep kaderin bu kısmına dâhildir. Bunlara kader-i mutlak da denir ki, insanoğlu zarûreten tâbî olduğu bu fiillerden mes’ûl değildir.
Allâh’ın irâdesi, bütün oluşlarda mevcuddur. O’nun irâde ve kudretinin dâhil olmadığı hiçbir şey gerçekleşmez. Bir toz bile yerinden kalkamaz ve küçük bir sineğin kanadı kıpırdayamaz. Allâh Teâlâ, ilm-i küll sahibi olduğundan, olmuş ve olacak her şeyi bilir. Olacak bir şeyin ezeldeki takdîri “kader”, onun gerçekleşmesi ise “kazâ”dır.
Allah, kelâm sahibidir. Bunun için sese, harflere ve bu harflerden meydana gelen kelime ve cümleleri tertiplemeye muhtaç değildir. O’nun konuşması, harften de sesten de münezzehtir; insanların söz ve konuşmasına aslâ benzemez. Zîrâ insanların konuşması, O’nun kelâmından nasîb alarak gerçekleşir.
Ölümden sonra başlayacak olan yeni, sonsuz ve hayatın tâ kendisi olan ahiret hayatına başlayacağız.
Kıyâmetin kopuşu İsrâfîl -aleyhisselâm-’ın Sûr’a üflemesiyle olacak ve diriliş de ikinci sûra üflenmesi ile gerçekleşecektir.
Efendimiz birgün ashabına bir soru sordu ve Peygamberimiz (s.a.s) ümmeti için en çok korktuğu şeyi şöyle anlattı...