Muhtâca nezâketle muâmelenin en mühim kısmı olan başa kakmamak, ezâ vermemek ve kibirlenmemek için, bir hayrı yaptıktan sonra onu hemen unutuvermek îcâb eder.
İkram ve ihsânı başa kakmak, sadece yapılan hayrın boşa gitmesiyle kalmaz, Allâh’ın gazabını da celbeder.
İslâm’da bencillik, yani enâniyet yoktur. İslâm bencilliği şiddetle yasaklamıştır. Birlikte yaşadığımız bu dünyada diğer insanları da en az kendimiz kadar düşünmek mecbûriyetindeyiz.
Hak katında makbûl olan cömertlik, malın iyi ve güzel olanından vermektir. Zîrâ infaklar, bu inceliğe dikkat edildiği ölçüde kulu, rızâ-yı ilâhîye nâil eyler.
Kardeşlik ve dayanışma duygularının zayıfladığı, ictimâî huzur ve sükûnun giderek kaybolduğu, kin ve husûmetin çoğaldığı cemiyetimizde bugün ciddî bir infak seferberliğine ihtiyaç vardır. Bu infak seferberliği, hem kendimiz hem de yavrularımız için çok ehemmiyetlidir.
Fakir ve mahrum insanların yaralarını sararak onlara huzur bahşeden bir tesellî sunabilmenin en mükemmel tezâhürleri, hiç şüphesiz ki Fahr-i Kâinât -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in örnek hayatında müşâhede edilebilir.
Rabbimizʼin verdiği her imkânla Oʼnun rızâsı için hizmete koşmak zarurîdir. Müʼmin mâzeret aramamalı, aksine hizmet fırsatı kollamalı ve her türlü hizmeti nîmet bilmelidir. Her hâlükârda; “‒Allah bana hangi imkânları verdi ve ben bu imkânlarla Allah yolunda nasıl hizmet edebilirim?” düşüncesiyle ve mesʼûliyet duygusuyla, dâimâ hizmet arayışı içerisinde olmalıdır.
Cimrilik edip infaktan uzak durmak, âhiret hayâtını tehlikeye atmaktır.
Her ibâdetin gönle kazandırdığı apayrı güzellikler, fazîletler ve mânevî kazançlar vardır. İnsanoğlunun ham vasıftan kurtulup olgun bir mü’min olmasında bu mânevî kazançların ehemmiyeti pek büyüktür.