"Veren el, alan elden daha hayırlıdır." sözü İslam dininin takvadaki üstünlüğe işaret eder. Yardım etmeye, geçimini üstlendiğiniz kimselerden başlayarak çevrenizdekileri gözetmek, onlara iyiliklerde bulunmak her Müslümanın görevidir.
Fakiri ve garibi red için ağızdan çıkacak her ses ve nefes, onun kalbini incitir. Sanki sathına hohlanmış ayna gibi kalp buğulanır. Parlaklık ve derinliği zâyi olur. Cömertliğin keremini göstermez olur. Amellerimiz, infaklarımız dâimâ gözümüzde devleşir. Bizi oyalar ve aldatır. Bize haz hamallığı yaptırır. Dicle’den ve onun sahibinden habersiz olduğumuz için bir testi su, gözümüzde bir deryâ olur.
İnfâk etmek, Cenâb-ı Hakk’ın pek çok esmâ-yı hüsnâsının bir tecellîsidir. Bu sebeple infâk etmeyi sevenler Allâh’ın ahlâkıyla ahlâklanma yolunda büyük mesâfe katetmiş demektir.
“Her kim bir hasene ile gelirse ona o yaptığı iyiliğin on katı vardır.” (el-En‘âm, 160)
Ecdadımız daha küçük yaşta olan evlatlarına ellerindekilerini ihtiyaç sahibini verebilmeyi öğretmiştir. Askıda ekmek; bu fani alemde baki dostluklar kurabilmek için görünmez bir bağdır. Aslında askıya koyduğumuz sadece ekmek değildir; kalbimiz, vicdanımızdır.
Gerçek bir müʼmin; “amelimin ecri kaybolmasın” düşüncesiyle, fânî iltifatlara dahî muhatap olmaktan sakınan kimsedir. Bütün insanların övgüsüne nâil olsa bile, buna değil, Hak katında ne kadar kıymetinin bulunduğuna ehemmiyet veren kimsedir.
Umeyr ibni Sa'd radıyallahu anh çocuk yaşta müslüman olan genç yiğitlerden... Yaşının küçüklüğüne rağmen Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin arkasında namaz kılmaktan geri kalmayan, mescidden ayrılmayan âşıklardan... İslâm'ın nûruyla büyüyen ve yetimlikten valiliğe kadar yükselen bir mücâhid kahraman...
Hakkʼa en güzel kullukta bulunan âbidler, Oʼna lâyıkıyla ibadet edebilmekten âciz olduklarını anlamış olanlardır.
Zekât ve sadaka Allah’ın rızasını kazanmak için verilir. Allah’ın rızası âdi ve değersiz şeylerle nasıl kazanılabilir? Onun rızası ancak temiz ve değerli şeyler verilerek elde edilebilir.
Kaybetmeden fark etmek olmalı bizim huyumuz. Değil mi ki her şeyi Hak’tan bilen, âciz birer kuluz…