Âlim kişi, ilmiyle amel eder ve kendisine tâbî olacak kişilere de bu hayırlı amelleriyle örnek olur. İşte böyle bir kişi ölmez!
“…Onlar hayırda birbirleriyle yarışırlar…” (Âl-i İmrân, 114) ayeti nisbetinde sâlih mü’minler hayır yarışındaki en güzîde hizmet ürünlerini vakıf müesseseleri yapmışlar. Bugün çok geniş sahada hizmet verebilen vakıflar, yaratılmış her şeye karşı İslâm’ın şiârı olan şefkat ve merhametin en mükemmel tezâhür şeklidir.
Îmânın en büyük meyvesi merhamet, onun neticesi ise “hizmet”tir. Merhamet etmek/acıyabilmek, Allâh’ın büyük bir lûtfudur. Zira yalnızca acıyabilen insan için, kalp, iz’ân ve vicdandan söz edilebilir.
Susuzluktan çatlamış bir toprağın bereketli yağmurlara hasret duyması gibi toplumumuzda hizmet ve alâkaya en fazla muhtaç kesimlerin başında; bir kanadı kırık olan yetimler ve yoksullar gelmektedir. Onlar bize Allâh’ın emânetleridir. “…Sen onları simâlarından tanırsın…” (el-Bakara, 273) ayetine kulak veren Mü'minler ihtiyaç sahibi olmasına karşılık bir şey isteyemeyen kalplerin olduğunu da bize haber veriyor.
Suriyeli kardeşlerimize nasıl davranmalız? Yardım etmezsek vebâli olur mu? “Yurtlarını terk etmeselerdi…” gibi sözler söylemek doğru mu?
Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı, tek tek hayır hasenat işleriyle uğraşan kişilerin daha kurumsal bir yapıyla hizmet etme arzusu sonucu kuruldu. Aziz Mahmut Hüdayi Hazretlerinin türbesinde yola çıkan vakıf, Hazretin fakirlere sıcak yemek dağıtırken kullandığı kazanların yanı başında hayır işini devam ettirmeye talip oldu. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında ve yaklaşık 100 ülkede faaliyet gösteren vakfın hizmetlerini yönetim kurulu başkanı Ahmed Hamdi Topbaş’la konuştuk.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendinin nezih kaleminden hazırlanan bu kitap, her hizmet ehlinin taşıması icab eden vasıfları ve riayet etmesi gereken edep ölçülerini ele almaktadır. Müellif, Hizmeti, ‘’manevi zirvelere ulaştıracak ulvi bir basamak’’ olarak tarif ediyor. Kitabın muhtevasında; Hizmet şuuru, Peygamberimizin hayatında hizmet, Ashabın ve Allah Dostlarının hayatında hizmetin nasıl olduğunau izah ederek kitaba giriş yapılıyor.
Eskiden büyükler camiye giderken, kapıda muhtaçlar olurdu. Babalar çocuklara bozuk paralar verirlerdi ki dışarıda muhtaç olanlara ikram etmeleri için. Böylece evlatlar sadaka vermeyi alışkanlık hâline getirirlerdi.
Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur: “Hak Teâlâ, kimseye iyilik kapısını kapamamıştır. Şunu da bil ki, herkesin iyiliği kendi kudretine göredir. Bir zenginin hazinesinden bir kantar altın vermesi, bir fakirin el emeğinden bir kırat vermesi kadar olamaz. Çekirge ayağı, karıncaya ağır yüktür.”
Çanakkale harbindeki îman ordusunun erleri, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mânevî terbiyesinde yetişmiş bulunan ashâb-ı kirâmın ahlâkını kendilerine numûne almış ve onların mâneviyatına gönül vermiş kimselerdi. Bunlardan biri olan er Hüseyin'in ibretlik hikâyesi...