İnsanlığımızla alakalı, dinimizden kaynaklı işlerde haberlerden etkilendiğimiz kadarı ile sorumluluk alamayacağımız çok açık bir gerçektir. Üzerimize binen ekonomik yük veya siyasi ağırlığın da sorumluluk oranımızı belirleyemeyeceği kesin bir gerçektir. Sorumluluk payımızı, kalbimizin meylettiği siyasi kadrolara da havale edemeyiz.
Selâm, her nefeste imtihan için geldiğimiz şu fani dünyada, daimi ibadet şuuruyla Müslüman kardeşlerimizle hem kavuştuğumuzda, hem de ayrılırken sarf ettiğimiz ilk ve son duamızdır.
Altınoluk Dergisi Yazı İşleri Müdürü Ahmet Taşgetiren, bu zamanda Müslümanın hayat süzgecinden geçirmesi gereken soruları adetâ bir araya getiriyor ve bizi kendimizi sorgulamaya davet ediyor.
Hac, zengin ve gitme imkânı bulmuş mü’minlerin ömürlerinde en az bir kez gitmeleri farz olan bir ibâdet… Ancak Allah dostları, haccı da diğer ibadetler gibi büyük bir îman coşkusuyla yaşamışlar ve fırsat buldukça mânen istifade etmek gâyesiyle sık sık hac ve umreye gitmişlerdir.
Yüzakı Dergisi yazarları bu sayıda mânevî eğitimin zaruretine işaret ediyor. Dînî eğitimin önündeki dünyevî endişeleri, nefsânî takıntıları masaya yatırıyorlar. Hac ve kurbanın içerisinde olduğumuz bir ayda Yüzakı yine dopdolu bir sayıyla meraklı okurlarını bekliyor.
Kalp, bedenimizde hayatın merkezi olduğu gibi, mânevî hayatımızın da merkezidir. Dünya hayatının keşmekeş hâli ile büyük sıkıntılar çeken Âdemoğlunun ilâcı, aslında kendisinde ve kalbindedir.
Nerede çekildiği belli olmayan bir fotoğrafta askerlerin operasyon öncesi cemaatle namaz kıldıkları görüldü.
Hilye-i şerif ilk kimin tarafından yazıldı?
Ahlâkî kıymetlerin başında gelen hayâ ve edeb nîmetlerinden mahrûmiyet, dîn ve îmandaki zâfiyet ve noksanlıktan kaynaklanır. Efendimiz (as); “Hayâ îmandandır.” (Buhârî, Îman, 3) buyurarak bu ahlâkî kıymetin, îmanla mühim bir alâkasının bulunduğunu beyân etmiştir. Buna göre hayâsızlık gibi ahlâksızlıkların toplumda yayılmasını isteyenler, o toplumun îmânına karşı en büyük cinâyeti işlemiş olurlar.
Düşünecek olursak, şu gördüğümüz âlemde her şey değişiyor. Bir sûretten diğer bir sûrete geçiyor. Meselâ nutfe alekaya, aleka mudğaya, mudğa et ve kemiğe dönüşüyor. Bu tür tahavvülât/değişim, yıldızlarda, gezegenlerde, madenlerde, bitkilerde, yani her şeyde oluyor.