Ebû Hanife Hazretlerinin İmâm-ı Âzam (en büyük imam) unvanıyla anılması, onun fıkıhtaki derinliği, keskin zekası, ikna kabiliyeti yanında yüce bir karakter ve onur sahibi olduğunu da göstermektedir.
Azrail aleyhisselamın gösterdiği beş parmağın sırrı neydi?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), müşteriye doğruyu söylemeyen ticaret erbabını kendi cemaatine layık görmemiş ve “Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuştur. Ticarette dürüstlük ise kıyamette peygamber komşuluğu ile müjdelenmiştir. Zira dürüstlük, her alanda bereket kapısıdır.
“Tartışmanın galibi yoktur” denilir. Özellikle hakikatin ortaya çıkması ya da hâkim olmasından ziyade, kişilerin galibiyetinin hedeflendiği münazara ortamları, nefislerin meydan savaşına döner ki, kazananı da kaybedeni de zarar görür. İşte İmâm-ı Azam hazretlerinin dikkat çektiği incelik buradadır. Özleri henüz olgunlaşmamış kimselerin özellikle iman-küfür meseleleri üzerinde tartışmaları tehlikeli sonuçlara götürebilir.
İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe Hazretleri’nin Muhammed Bâkır (r.a.) ile münâsebeti olduğu gibi, onun oğlu Câfer-i Sâdık (r.a.) ile de ilmî temasları vardı. Her ne kadar ikisi aynı yaşta ise de, âlimler Câfer-i Sâdık Hazretleri’ni İmâm Ebû Hanîfe’nin üstadlarından saymışlardır.
Tâzim ve hürmet kişiye dâima güzellik getirmiştir. İmâm-ı Azam’a nispet edilen şu söz bu anlamda mânidardır. “Hedefine erişen saygı ve tâzimle erişti. Mahrum kalan da tâzim ve hürmeti terkettiği için mahrum kaldı.”
Söz de lâzımdır öz de; ruh da gereklidir, şekil de… Mühim olan, bunların birine takılıp diğerine bîgâne kalmamak…
İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin ticaret hayatı nasıldı? İmam-ı Azam'ın ticaret hayatındanki misaller, bir müslümanın ticari hayatının nasıl olması gerektiğini özetliyor.