Yûnus Emre Hazretlerinin, zâhire aykırı kapalı ve mânâsız gibi görünen, ancak ehlinin anlayabileceği, bilhassa rumuzlu söylenmiş ve başlıbaşına kitaplar dolusu îzahları içine alabilecek ifâdeleri çoktur.
İlim talebi ibâdettir. İlmin müzâkeresi tesbihtir. İlimden bahsetmek cihâttır. Ve bilmeyene öğretmek sadakadır. Ve ehline bezletmesi kurbettir. İlim, helâl ve haramın nişancısı ve ehl-i cennet yolunun delilidir. İlim vahşette enîstir ve gurbette musâhib, yoldaştır. Gam ve surûrda delildir. İlim düşman üzerine silâhtır. Ve dostlar yanında zînettir.
Cenâb-ı Allah, ilmi ve âlimi aziz kılmıştır. Allah’ın aziz kıldığını izzetli tutanı da Yüce Mevlâ aziz kılar. İşte bu sebepledir ki ne zaman devlet erkânı, ilmi ve âlimi üstün tutmuşlar ise devletleri de yücelmiş ve iktidarları dâim olmuştur.
Tarih boyunca toplum planında güzel ve iyi olan her şeyin hemen sahtesi ortaya çıkmıştır. İnsanlığın medarı iftiharı olan peygamberlerin, velilerin, âlimlerin yanında sahte peygamberler, müteşeyyih dediğimiz sahte şeyhler ve sahte din âlimleri zuhur etmiştir. Hakeza doktorun, subayın, mühendisin, kısaca toplumda makbul olan her mesleğin na-ehil olan fırsatçıları her daim ortalıkta dolaşa gelmiştir. Bu sebeple halkımız “yarım doktor candan, yarım hoca da imandan eder” diyerek meseleyi arifane bir şekilde özetlemişlerdir.
Rabbimiz, kendisine ancak kalb-i selîmin vâsıl olabileceğini bildirmektedir. Bu itibarla onların dâvetine duygusuz ve tefekkürsüz kalmak, ancak kilitli kalplerin bir gaflet ve hüsrânıdır.
1638’de çıktığı Bağdat seferinde Sultan IV. Murat’ı ölümden kurtaran keramet...