Sokakta yürürken, insanlarla bir parkı paylaşırken, bir apartmanın merdivenlerini kullanırken, evinin balkonunda keyif çayı içerken komşusuna karşı hassasiyetini korurken o mü’mindir. Bu idrak, hayatı yaratan Allah’ı her yerde ve her zaman diliminde bizi mü’min olarak görmek isteyen Şeriat’ına göre yaşama idrakidir. Böyle bir mü’min ibadetinde ve muamelatında, her yerde ve her şartta kazanandır.
Cuma namazının sıhhat şartları nelerdir? İşte cevabı...
Üstünlüğü temin eden ibâdet mefhûmu gerek şahıs, gerek âilevî, gerek ma’şerî ve millî, bütün insan vazîfelerine şâmildir. Çünkü bunların hepsi dînimizde ibâdettir. Bu hadîs-i şerîfte arkadaşlığın karşılıklı hak ve zavifelerine de işâret buyurulmuştur.
İnsanoğluna sayılı günler hâlinde lutfedilmiş olan hayat nîmeti, ilâhî bir imtihan vesîlesidir. Akıllı insan, bu kıymetli ve mahdut imkânı en güzel şekilde ve dolu dolu geçirmenin yollarını arar.
Tasavvuf yoluna samimiyet ve gayretle giren kişinin ahlâkı güzelleşir, kendisinde güzel huylar tecellî eder. Ancak bunlar da, evrâdını büyük bir feyz ve huzur içinde yapıp, mânevî sohbetlere düzenli olarak devam etmekle elde edilir.
Cenâb-ı Hakk’ın insanda bulunmasını murâd ettiği güzel ahlâk, en güzel hâliyle Peygamberimiz’in şahsında kemâle ulaşmıştır.
Tasavvuftaki mânevî tekâmülün üç basamağı şöyle açıklanıyor.
İbadetleri makbul ve değerli kılan kalbdir. Bu sebeple öncelikle kalbi kin ve haset gibi mânevî ve ictimâî hastalıklardan arındırmalı, mükemmel hâle getirmeye çalışmalıdır.
Mânevî eğitim, oturma işi değildir. Bilâkis o, yüksek bir enerji gerektirir. Sohbetçi, çevresine hayranlık veren bir İslâm şahsiyeti, sağlam bir karakter ve güçlü bir rûhâniyet tevzî etmelidir. Bunun için de en başta sohbetçinin kalbi, müsbet enerjiyle dolu olmalıdır. Aksi hâlde sohbet, dört duvar arasındaki kuru bir beraberlikten öteye geçemez.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’ne göre zâhid, hiçbir mal ve mülke sahip olmayan kişi değildir. Lâkin asıl zâhid, malını mülkünü kendine izâfe etmeyen, hakîkatte hiçbir şeye mâlik olmadığı şuuru içinde yaşayan ve gönlünü fânî varlıklara esir etmeyen kişidir.[1]