Uzun süre hizmette bulunan bâzı şahıslarda zamanla hizmete karşı bir doygunluk duygusu oluşur ki bu durum, hizmet ehli adına bir tehlike başlangıcıdır. “Artık yeter” duygusu, kişiyi dünyaya çeken bir nefs fısıltısıdır. Bu vaziyet, insanın kendi eliyle kendisini tehlikeye atma gafletinden başka bir şey değildir.
İnsanı hizmetlere koşturan ve hizmetin zevkle îfâ edilmesini sağlayan, gönüllerdeki aşk, şevk ve heyecandır. İçinde böyle bir heyecan taşımayan kimse, hizmetlerden mânen zevk alamayacaktır.
Yıllardır yurt içi ve yurt dışında birçok alanda hizmet vermeye devam eden Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı’nın eğitim alanında verdiği hizmetlere bir yenisi daha ekledi. "Hüdâyi Dersaadet Eyüp Sultan Yükseköğrenim Erkek Öğrenci Yurdu" açıldı.
Hizmette bulunan kimseler, işleri sadece başkalarına yaptırmak şeklindeki bir üslûptan ziyâde, tesâhüb (sahiplenme) duygusuyla hizmete bizzat gönül ve güç vermelidirler. İşin bir ucundan tutmadan, sırf oturdukları yerden etrafa emirler yağdırarak hizmet yaptığını zannedenler, meselenin özünü kavrayamayan kişilerdir.
Hizmet insanı, keyfiyetli bir hizmet sunabilmek için, kendi gelişimini de ihmâl etmemelidir. Sürekli bir tekâmül gayreti, onun tabiî vasfı olmalıdır. Yeterli bilgi ve tecrübeye sahip bulunmayan, ahlâkî ve mânevî gelişimine ehemmiyet vermeyen ve işinin ehli olmayan bir hizmet eri, ciddî bir hizmet ortaya koyamaz.
Kendini ilmen ve ahlâken sürekli geliştirmek demek, zâhirî ve bâtınî karakter, vakar ve şahsiyeti oluşturan vasıf, keyfiyet ve hasletleri devamlı olarak artırmak ve mükemmelleştirmek demektir. Zira, keyfiyetli nesil, ancak keyfiyetli mürebbîlerin, yani ilim ve ahlâk bakımından terbiye eden olgun şahsiyetlerin eseridir. Keyfiyetsiz ve vasıfsız kimselerin yetiştirdikleri ise, tabiî olarak yetersiz ve cılız kalır.
Hizmet insanı, keyfiyetli bir hizmet sunabilmek için, kendi gelişimini de ihmâl etmemelidir. Sürekli bir tekâmül gayreti, onun tabiî vasfı olmalıdır.
Mâsum gönüller, Allah -celle celâlühû-, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve Kur’ân-ı Kerîm’in muhabbet ve rûhaniyetiyle dolduğu zaman, ibadetler de şevk ve huşû içinde kemâle doğru mesâfe alır. Kalplerindeki îmanları kuvvetlendiği için, gönül dünyaları da zenginleşir. Kur’ân-ı Kerîm’i bambaşka bir lezzetle tilâvet ederler. Emir ve yasaklarına karşı dikkatli olurlar. Kur’ân ve Rasûlullâh’ın ahlâkıyla ahlâklanırlar.
İnsanların selde sürüklenen âvâre kütükler misâli zamanın menfî modalarına kapıldığı günümüzde, sağlam bir İslâm şahsiyetiyle ayakta kalabilmemiz; küfür, ilhad ve tâviz selinden üzerimize bir katre dahî sıçramayacak sûrette korunabilmemiz için; yakınlarımıza, âile efrâdımıza, muhitimize Kur’ân-ı Kerîm’i öğretmeye, onun nûrunu, feyzini, bereketini yaymaya gayret etmeliyiz.
İsraf, sadece eldeki mal ve mülkü çarçur etmek şeklinde anlaşılmamalıdır. Âyet-i kerîmelerde buyrulan; “Allah israf edenleri sevmez!..”[1] îkâzı hayâtın bütün safhalarında dikkate alınmalıdır.