Toplumun doğru-yanlış, yerli-yersiz, olur-olmaz tepkilerine, dış güçlerin suret-i haktan gözüken yönlendirmelerine kulak asmadan ve de kendi içinde sevgi yahut nefretine mağlup olmadan hak yanlısı ve haklıdan taraf olarak hayatını sürdürmek günümüzün en büyük ve kutsal cihadıdır.
Çarpıtılmış zamanlara ulaştık, dini zemin ayağımızın altından kaydırılmaya çalışılıyor, özenle yaşatmamız gereken biricik kavramın can suyumuz olan “Hak” olduğu ortada değil mi?
Emânetin değersizleştirildiği bir zamanda yaşıyoruz. Emânete karşı hassasiyetimizi yitirdiğimiz ve bu şuurdan gitgide uzaklaştığımız bir zaman dilimindeyiz. Hâlbuki verilen veya verilmeyen her şeyin bir nimet olduğu; her nimetin de bir emânet boyutu olduğu gerçeği, bizim köklerimizi ve tefekkür zeminimizi oluşturan Kitab’ımızda beyân edilmektedir. Öyle ki, hayat rehberi olarak kabul ettiğimiz Kitab’ın kendisi de bir emânettir.
Meşhûr menkıbelere göre Yûnus Emre, çok fakir bir kimse olup geçimini çiftçilik yaparak temin etmekteydi.
Aşağıdaki hikâyede, efendi ile köle arasındaki mükâleme, Hak ile dostluğun hakîkatini ne güzel ifâde eder.
Peygamber Efendimiz'in kızı Fâtıma -radıyallâhu anhâ- Vâlidemizi örnek göstererek “adâleti her ne pahasına olursa olsun yerine getireceğini söylemesi”, insanlık için çok büyük bir derstir. Zira insanlar, hak ve adalet taraftarlıklarını hiçbir etkileri ve yetkileri olmadığı zamanlarda rahatlıkla dile getirirler. Ancak mevkî ve makam sahibi olup da aynı anlayışı devam ettirmek; hatta tanıdığı, akrabası aleyhine olsa da adaletten taviz vermemek çetin bir meseledir. Aynı şekilde herhangi bir menfaat umudu veya can korkusu yahut binbir türlü endişeyle adâletten vazgeçmek ve kul hakkı yemek de büyük bir vebaldir.
Hizmet, Cenâb-ı Hakk’ın biz kullarını mes’ûl kıldığı ictimâî bir kulluk vazifesidir. Mü’minin hayâtı, mahlûkâta hizmetle mânâ derinliği, bereket ve ulviyet kazanır. Fânî varlığını Allah yolunda hizmete adayan kişi, ölümsüz olan rûhunu ebediyyen âzâd etmiş olur.
Hak kelimesinin pek çok mânâsı vardır.
Kim ki Allah ve Rasûlü’nü sever; dünya-âhiret yolda kalır mı? Kimi ki Allah ve Rasûlü sever; işleri, yolları açılır, kederleri biter, zorluklar kolaylaşır, dünya-âhiret en büyük rahmet olur.
Osmanlı'da Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde memleketin her tarafında, her karış toprağında adâlet, hak ve hukuk hâkim durumda idi. İşte bunu kanıtlayan canlı bir hikaye...