Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mü’minlerin mü'min kardeşleri için yapabileceği duâyı anlatıyor.
“Gönül insanı” dediğimizde aslında “Müslüman”ı arıyoruz, başkasını değil. Gönül insanı diğer ifadesiyle “kalb adamı” ise şayet, Müslüman tam da kalb adamı olmak durumundadır.
Dünyaya aldanarak âhireti unutmak; bayağı şeylerle oyalanarak saâdeti sefâlet çarşısında aramaktan farksızdır. Bu gafleti bertaraf etmenin çâresi ise “zikir”dir. Zikir, gönlün Allah ile olmasıdır.
Gönülde îman ve niyet varsa, hizmete bir şekilde imkân ve fırsat da var demektir. Bu itibarla hizmet ve infak varlık yokluk meselesi değil bir gönü meselesidir. Gönlünüz kadar zenginsiniz. Gönül fukaralığı varsa, mal-mülk kişiyi zengin kılmaz.
“Vesvese” sözlükte; “fısıltı, gizli ses” demektir. Gönülden geçen, sürekli tekrar eden sestir. Genel olarak vesvese, şeytanın ve şeytanın yolunda olanların zayıf kalplere attığı huzursuzluk verici düşünceler, kuşkular, faydasız ve hayırsız hayaller, kuruntu veren seslerdir...
Bir genç sabah uyandığında kendisine hangi soruları sormalı ve cevapları vermeli? Gençlere 12 maddede kendisine sorması gereken soruları sıralıyoruz.
Güzel ahlâk, yumuşak huyluluk, nezâket, Allâh’ın mahlûkâtına şefkat ve merhamet, Allah’tan gelene rızâ gibi nice güzellikler, İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin gönül dünyasında zirve seviyeye ulaşmıştı. Zâlim idâreciler, kendisine, âile halkına ve yakınlarına büyük zulümler yaptılar. Fakat onun ağzından buna dâir herhangi bir şikâyet kelimesi aslâ çıkmadı. Kendisi dâimâ rızâ makâmında olduğu gibi yakınlarını da sabra teşvik ederdi.
Muhabbetin alâmeti, şikâyet etmemek… Muhabbetin şartı; namaz, oruç, hac, zekât, gece yolculuğu, çile ve riyâzât cehd ü gayretidir. Ammâ “muhabbet eri olmak” bunları yapmaya sabr u karar ile olur. Şikâyetle söylenmek, padişahın atına çan takmak gibi ayıptır.
Muhammed Zâhid Hazretleri’nin kız kardeşinin oğlu olan Derviş Muhammed Hazretleri, Şehr-i Sebz’in İmkene köyündendir. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın neslindendir. Dayısı Muhammed Zâhid Hazretleri’nin sohbet ve hizmetinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerlemiş ve kendisine hilâfet verilmiştir.
İçimizde farklı sesler dolaşır; aklın sesi, nefsin sesi, şeytanın fısıltısı, vicdanın sesi ve gönlün sesi gibi. Çoğu zaman bu iç gürültü, insanı huzursuz eder, kararsız bırakır ve hatta strese sokar. İstişâre, doğruyu bulma noktasında önemli bir yardımdır. Ancak burada da ehliyle istişâre son derece mühimdir. Fakat öyle zaman olur ki, istişâre de gönlü dindirmeye yetmez. İşte o zaman bir şey daha yapılmalı, gönlün sesini duymaya çalışmalıdır.