Allah'ın verdiği ömür içerisinde en kıymetli vakitler gençlik yıllarıdır. Enerji ve azmin çok yüksek olduğu bu dönemlerde İslam ile meşgul olmak, İslam adına hizmet etmek en temel görevlerimizden biri olmalıdır. Peki bizler bu kıymetli yılları nerelerde geçiriyoruz?
Unutmayalım ki hepimiz dünyaya bir defalığına geldik. Hayat imtihanımız bir sefere mahsus. Dünya hayatının tekrarı yok. Dünyevî imtihanlarda kaybedersek, tekrar telâfî imtihanına girebiliriz. Fakat hayat nîmetinin ne tekrarı var, ne de telâfîsi. Hayırlarda acele etmek kadar, mânevî kazanç fırsatlarını kaçırmama hususunda da uyanık ve basîretli hareket etmek îcâb eder. Aksi hâlde elden kaçan nîmetlere nedâmet fayda vermez.
Fırsat elden kaçmadan, bütün fânî nîmetleri ebedî saâdet sermayesi kılabilmeye gayret etmeliyiz. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bu hususta biz ümmetini şöyle îkaz buyurmuştur: Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil.
Âhiretin sonsuzluğu karşısında deryadan bir damla hükmünde bile olmayan hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî bir hakîkattir. O hâlde “Hayat nedir?” suâline, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katı sessizliği cevap olarak yükselecekse, böyle bir gafletle ziyân edilmiş fânî bir hayattan daha acı ne olabilir?..
Bâyezîd-i Bistâmî -rahmetullβhi aleyh- daha çocukken, ilerde büyük bir Allah dostu olacağının emârelerini sergiliyordu. Her hâl ve hareketi ölçülü, sözleri hikmetli, bakışları derin ve mânâlı, yüzü ise nurlu idi.
Kur’ân-ı Kerîm’de, îmanlı gençlere yol göstermek gâyesiyle, târihte örnek bir şahsiyet sergilemiş gençlerin hayatlarından misaller anlatılmaktadır. Onların verdiği îman mücadelesi, zorluklar karşısında gösterdiği sabır ve metânet, kıyâmete kadar gelecek nesillere örnek teşkil etmektedir. Her biri insanlık semâsında yıldız olmuş bu gençlerden ilki...
Son günlerde genç yüzleri takip ediyorum dünyanın geleceğini görmek için. Biliyorum ki insan en çok yüzünü konuşturur. Her gördüğüm genç yüze derin derin bakıyorum ve yüzün dili hiç kullanmadan konuşmasıyla ifade kabiliyetine bir kez daha hayran kalıyorum.
Şimdiki nesillerin ve şimdiki nesilleri yetiştirmekle mükellef bulunanların bunu bilmeleri gerekiyor. Gençleri, diploma olacak kâğıt ağırlığı ile değil de bu ümmetin genci olmanın ağırlığı ile yetiştirmelidirler. Gençler de bunu istemelidirler. ‘Bu ümmetin genci olmak’ diye ayarlanmış tartılarla tartılmalıdır gençler.
Gençlik, bir ülkenin geleceğe uzanan elidir. Gelecek hesabı olan ülkeler, gençliği iyi yetiştirirler. Gençliğin iyi yetişmesi demek, her bakımdan güçlü olması demektir; bedenen, zihnen, rûhen güçlü bir gençlik… Bunun da yolu, iyi bir eğitimden geçer.