Yüzakı Dergisi, 162. sayısında "Dostluk Fedâkârlıktır" başlığını kapağına taşıyor.
Evine hırsız girince affedip âli cenap tavır takınarak insan kazanan Ahmed er-Rıfâi Hazretlerinin yaşadığı çarpıcı örnek hikâye...
Trafik kazası sonucu bir hastanenin yoğun bakım servisinde tedavi görürken tanıdığı kimsesiz gence 10 yıl boyunca annelik yapan Gülsüm Kabadayı'nın "Umut"lu başlayan ancak hüzünlü biten öyküsü herkesi duygulandırdı.
Sakarya'nın Ferizli ilçesinde engelli çocuklarını okula götürüp dersleri bitinceye kadar başında bekleyen ve teneffüslerde dahi başına bir şey gelmemesi için evlatlarını yalnız bırakmayan anneler, büyük fedakarlık örneği gösteriyor.
Oruç; diğergâmlık tâlimidir. Yoksulların ve muhtaçların çektiği sıkıntılardan sadece biri olan açlığı fiilen yaşatarak onların hâlinden anlamayı temin eder. Böylece gönüllerde merhamet, şefkat ve cömertlik tohumlarının filizlenmesini sağlar.
Selmân-ı Pâk -radıyallâhu anh-; âlim, zâhid, dünyaya değer vermeyen, lüks ve israftan uzak duran, alçak gönüllü, güzel ahlâklı, parlak zekâya sahip, kahraman ve fedâkâr bir sahâbî idi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e husûsî bir yakınlığı vardı. Peygamber Efendimiz zamanında fetvâ veren sahâbîlerden biriydi. Hayatı boyunca İslâm’ı bulmak ve onu insanlara öğretmekle meşgul olmuştur. Fârisîlerin ilk müslüman olanıdır.[1]
Sâliha anne, ilâhî kudretin insanoğluna lutfettiği bir rahmet kucağıdır. Aile ocağındaki fertlerin taşkınlıklarını, bilhassa çocukların usandırıcı hırçınlıklarını eritecek fazîlet cevheri, anne yüreğidir. Fedâkâr ve sâliha bir anne, cidden engin bir sevgiye, derin bir saygıya ve ömürlük bir teşekküre lâyıktır.
Ashâb-ı kirâm, hayatlarını büyük bir îman aşkı ve heyecanıyla şekillendirme gayreti içindeydiler. Bu îman heyecanının temelinde, Allah Rasûlü’nden tahsil ettikleri yoğun bir “rûhâniyet ve in’ikâs” vardı.