Sultan Gazneli Mahmut’un sarayına esir olarak getirilen ve kısa sürede; samimiyet ve zekâsı ile sultânın akıl danışmanı olan Ayaz'ın hikayesi...
Herhangi bir sırrı olanın, o sırrı taşıması bazen zorlaşır. Sırrını birisi ile paylaşmak ihtiyacı hisseder. Bunu da yardım talebi şeklinde açığa çıkarır. Sırrımızı anlatmamız gereken durumlarda ne yapmalıyız? Sırrımızı kime açmalıyız?
Peygamber Efendimiz aile içinde eşler arasında kalması gereken sırların başkalarının yanında açılmasını ve bu sırlar hakkında konuşulmasını dişi ve erkek şeytanların yaptıkları davranışlara benzetiyor.
Şeytan, kariyerinin ilk büyük başarısını (!) Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havvâ’nın ağacın meyvesini yiyerek birbirlerine mahrem yerlerinin görünmesini sağlayarak kazandı. Kıyafetlerinin açılmasını ve birbirlerinden tahrik olmalarını istedi. Şerefli bir mahlûk olan insanoğlunu küçük düşürmenin en iyi yolu, kıyafetini açmaktı. Şeytan, kıyafetini kaybeden insanın, onurunu da kaybedeceğini iyi biliyordu.
Kur’ân-ı Kerîm, kişiyi hem bedenen, biyolojik, hem ruhen hem de toplumsal olarak; erkekse “tam bir erkek”, kadınsa “tam bir kadın” olması için gerekli bütün hükümleri koymuşken biz bu evrensel hükümleri nefsimiz için delmiş bulunmaktayız. Ama bu durum bugün bizim, özellikle de kadınların hayrına değil.
Günlük hayatın düzeni içinde, hepimiz, bizden daha güçlü bir üstümüze itaat ederiz. Zorla ya da gönüllü olarak… İşte her şeyden güçlü olan Allah'a itaat etmemiz gerektiğini bize gösteren deney!..
“İtaat” kelimesi, “söz dinlemek, boyun eğmek, emrince gitmek”se; itaat için belki de en önemli kelime, itaat edilecek kişiyi “sevmek”tir. O sebeptendir ki, emirler Kur’ân-ı Kerîm’de hep îman ehline yapılır.
Medine döneminde ilmin sahibi Ebû Hâris’e müslüman olmak nasip olmaz fakat kardeşi Kürz’e nasip olur. Nasıl mı?..
Rivâyete göre, Şam’da yaşayan Kenânîler, özellikle de Belka Kabilesi kâfirdi ve Allah tanımazlıkta o kadar çok ileri gitmişlerdi ki, Cenab-ı Hakkın işareti ile bu zulmün bitmesi için Hazret-i Mûsâ komutanlığındaki İsrailoğulları’nın bu millet ile savaşıp zulme son vermeleri emredildi.
Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh-, ilmin amel etmek için olduğunu şu sözlerle vurgularken, inananları özü-sözü bir olmama hastalığına karşı uyarır: