Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) yaptığı yağmur duâsı.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ensar-ı kirama yaptığı dua...
Tasavvuf, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e vâris olmuş gerçek mürebbîler elinde; nebevî terbiye metodlarıyla, nefsin tezkiye, kalbin tasfiye edildiği mânevî bir mekteptir. Bu mânevî terbiye mektebine dâhil olarak “insan-ı kâmil” olma yolunda mesâfeler katetmeye “seyr u sülûk” tâbir olunur.
Kalbin huzur ve sükûna kavuşması, mânen ulaştığı seviyeye bağlıdır. Bunun için de kulun mânevî bir terbiyeden geçmesi zarurîdir. Zira kalbin ilim ve hikmetle dolması, dînin yüksek hakîkatlerine vâkıf olması ve kulun mânen tekâmül edebilmesi, ancak birtakım ameliyeler neticesinde mümkün olabilir.
Tasavvuf; İslâm’ın kalbî hayatı, özü ve rûhânî yönüdür. Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’yi yüksek bir kalbî keyfiyetle hayatın her safhasına intikal ettirebilme gayretiyle yaşanan, mânevî bir arınma ve tekâmül yoludur. Allah Teâlâ’nın indirdiği bütün dinlerin derûnî tarafıdır. Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’a “rûh üflenmesi”yle başlayan yüce bir nasîbin, âhir zaman Nebî’sindeki zirve tezâhürlerinden, muhabbet dolu gönüllere akseden feyz ve rûhâniyet şebnemleridir.
Gerçek bir müʼmin; “amelimin ecri kaybolmasın” düşüncesiyle, fânî iltifatlara dahî muhatap olmaktan sakınan kimsedir. Bütün insanların övgüsüne nâil olsa bile, buna değil, Hak katında ne kadar kıymetinin bulunduğuna ehemmiyet veren kimsedir.
Kur’ân’a göre, Peygamber Efendimiz, diğer bütün peygamberler gibi, beşerî ihtiyaçları da olan bir insandı. Ancak O, Allah Teâlâ tarafından âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, kendisine itaat emredilmiş, en yüce ahlâk sahibi ve örnek bir insandı.
Îtidâli bozan en mühim âmillerden biri de öfkedir. Öfke, bir âcizliktir. Aklî dengenin kısmen zaafa uğramasıdır. İnsanın zayıflık ve liyâkatsizliğinin bir ifâdesidir, âdeta nefse prim vermektir. Bu itibarla hizmet ehli, öfkesini yutabilmelidir.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ve halîfeleri, Kur’ân-ı Kerîm’i uzak bölgelerde de öğretebilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Bu meyanda, pek çok âlim sahâbîyi İslâm dünyasının muhtelif merkezlerine hoca olarak göndermişlerdir.
Hazreti Ebubekir (r.a.) neden "sıddık" denilmiştir? Efendimiz (s.a.v.) kendisine "sen «Sıddîk»sın!..” buyurdu. İşte cevabı...