Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bugünkü gündem yazısında Allah dostlarının Resûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e olan yakınlıklarına dikkat çekiyor.
Din ve Hayat dergisi 23. sayısında Efendimiz’in ailesini (Ehl-i beyt’i) anlamak üzere dinî, tasavvufî, edebî ve aktüel yazı ve yorumları ile titiz bir dosya hazırladı.
Dünya, iki kapılı bir handır. Bir kapısından bu dünyaya adım atan herkes için mecbûrî istikâmet, ölüm geçididir. Fakat bu hakikat karşısında yine de insan, aslâ fânîliği istemez, dâimâ ölümden kaçıp sonsuzluğu arar.
Cenâb-ı Hak, namazı ciddiye almayıp onu gafletle kılanlara bile “Yazıklar olsun!” buyururken, bir de namazı terk etmenin ne kadar vahim bir hâl olduğunu düşünmek gerekir… Âyet-i kerîmelerde buyrulduğu üzere Cennet ehli, Cehenneme girenlere uzaktan uzağa sorarlar: “«‒Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?» Onlar şöyle cevap verirler: «‒Biz namaz kılanlardan değildik.»”(el-Müddessir, 42-43) Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ise dünyadaki son anlarında bakın ne diyor?..
Mü’min; “…Sen onları sîmâlarından tanırsın…” (el-Bakara, 273) âyetinin sırrına ererek, muhtâcın istemesine bile lüzum kalmadan, onun sıkıntısını sîmâsından anlayabilecek bir firâsete ulaşmalıdır.
Allah Rasûlü –sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i tanımanın ve O’na muhabbetin en büyük delîli, O’nun sünnetini güzelce tatbik edebilmektir. Kalplerde Muhabbet-i Muhammedî olmadan sünnete ittibâ, sûretâ ve zoraki bir ittibâdır ki, gönül feyzinden, rûhâniyet ve mânevî bereketten mahrumdur.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi Ramazan mülakatları çerçevesindeki sohbetlerine devam ediyor. İlahi bir tanzimin gereği olarak bütün toplumlarda zenginler ve fakirler var. Zengin ve fakir ayrımının belki de en dikkate değer yakınlaşmasına şahit olduğumuz Ramazan ayı ise zekat, fitre gibi konularıyla infak hususunu yeniden gündemimize getirmiş oluyor. Biz de bu çerçevede Ahmet Taşgetiren Bey'in Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi ile yapmış olduğu ''Ramazan ve İnfak'' konulu mülakâtın birinci bölümünü sizinle paylaşıyoruz.
Orucu, nefsânî zaaflarla zedelememek; bilhassa dili, dedikodu, gıybet, yalan, iftirâ ve mâlâyânî mevzulardan muhâfaza etmek, çirkin konuşmalara karşı da dile “sükût orucu” tutturabilmek îcâb eder.
Cenâb-ı Hakk’a hamdolsun ki bizleri yine mübârek Ramazan'ın uhrevî iklîmine kavuşturdu. Ramazân-ı şerîf, ömür takvimi içerisinde müstesnâ bir lûtuf ve rahmet ayı... Cenâb-ı Hakk’ın ümmet-i Muhammed’e büyük bir ihsânı, muazzam bir ikrâmı… Mü’minler için mânevî kıymetlerle dolu ilâhî bir hazîne…