Cihan dershânesinde alık ve abus bir çehreyle dolaşmak; güllerin, sümbüllerin, bülbüllerin, rüzgârların, derelerin ve dağların hâl lisânından bir şey anlamamak, kalbin vîrâneye dönmesidir. Bu ise insana bahşedilmiş olan en kıymetli hazinenin kaybedilmesi demektir.
Nefsânî ihtiraslar, kalp gözünü perdeleyerek insanın hem dünyasına hem de âhiretine zehir saçar.
Kişide, hased illetinin mevcûdiyetini gösteren ilk alâmet, hased ettiği kimseden nîmetin zevâlini arzu etmek, nîmetin zevâlini gördüğünde ise kalb rahatlığı ve sevinç duyarak bir bayram havası içinde yaşamaktır.
Dünyâ nîmetlerinden en istidâtlı olanı, “mal” ve “evlâd”dır. Bunun içindir ki, Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de bu iki nimeti “fitne” tavsifiyle zikretmiş bulunmaktadır.
Dünya ve âhiret hayatımızın en değerli sermayesi olan İslâm’ı korumak, yaşamak ve yaşatmak için her türlü sıkıntıyı göze almalıyız.
Hayat; med-cezirlerle, yani kâh sevinç, kâh elem tecellîleriyle doludur. Bunların hepsi ilâhî imtihanlardır.
Sivas'ta aynı kaderi paylaşan konuşma ve yürüme engelli iki kız kardeşin umreye gitme hayali, valilik ve belediyenin desteğiyle 26 Nisan'da gerçeğe dönüşecek.