Umâre Bin Hazm radıyallahu anh İslâm’ın Medine’de yayılması için candan gayret gösterip çalışan ve putlara karşı mücadele başlatan bir iman eri! Mekke’nin fethi ve Tebük Seferi’nde Neccâroğulları’ndan Benî Mâlik’in bayraktarlığını yapan bir kahraman! İkinci Akabe biatında bulunan ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi hayatları pahasına korumaya söz veren yetmiş beş kişilik müslüman grup arasında yer alan bir bahtiyar sahabi!
Asr-ı saadet döneminden fedakârlığı anlatan ibretlik bir kıssa...
Dünyevî meşgaleler esnâsında dahî gönlü Allâh’a verebilmek, halk içindeyken bile kalben Hak’la beraber olabilmek, her mü’minin gönül ufkunda bulunması gereken ulvî bir hedeftir.
Abdullah bin Mes’ud (r.a) çobanlık yaparken Rasûlullah (s.a.v) ile Ebû Bekir'in (r.a) müşriklerden kaçarken şahit olduğu hadiseyi naklediyor.
Uhud Harbi’nden Medîne-i Münevvere’ye dönerken Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- at üzerinde bulunuyor, atın dizginini de Sa‘d bin Muâz -radıyallâhu anh- tutuyordu. Sa‘d’ın annesi Kebşe bint-i Ubeyd -radıyallâhu anhâ-, Efendimiz’e doğru geldi.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri, (ks) daha annesinin karnında iken kerâmetleri görülmeye başlamıştı.
Düşünmek gerekir ki sayılı günlerden ibaret olan dünya hayatı ne kadar uzun görünse de yine sayılı günlerden ibaret olan Ramazân-ı Şerîf gibi, gâyet kısa bir zamandır. Bu sebeple nasıl ki Ramazan’ı mânevî kazanç için bir fırsat mevsimi olarak görüp gayretimizi artırıyorsak, ömrü de bir Ramazan rûhâniyetiyle ihyâ edebilmek zarurîdir.
Ne acâyiptir ki insan, son derece şâşaalı ve müzeyyen bir saray görse ona hayran kalır. Onu hatırından çıkaramaz, hayâtı boyunca onun güzelliğini anlatıp durur.
Ashâb-ı kirâmın hayâtı, sayısız fazîlet, hikmet ve ibretlerle doludur.
Nefsânî iştihâlardan başka bir talebi kalmamış ölü kalplere sahip kimselerin dünyada yemek, içmek, gelgeç sevdâlarla ömür tüketmekten başka bir maksatları yoktur.