Bu sûrede insan ruhuna zararı düşünülen, din ve dünya bakımından çekinilmesi, korunulması lâzım gelen şerlerin hepsi sayılarak onlardan Allâh’a sığınmak emredilmiştir. Kurtuluş, ancak bundadır.
İmam-ı Rabbani Hazretlerinin sultanlarla münasebetleri...
Kur’an’da ve Rasulullah’ın toplum inşa ederken ki insan – toplum ilişkilerinde, derin psikolojik tespitler ve uyarılar vardır. Onun için de kişilik formatımızı hep Kur’an’ın çerçevesinde, Rasulullah’ın şahsiyet bütünlüğü içinde tutmak için Kur’an’a ve Rasulullah’a bakmalıyız. Bu bize “ölçü duyarlılığı” kazandıracaktır. Eğer bunu kazanabilirsek o zaman önümüzde sürekli bir “kalb ve beyin onarımı” görevi bulunacaktır.
Ortada bir hastalık, bir sıkıntı ve bir problem varsa ille yapılacak iş bunların çıkış sebeplerini araştırmak ve problemleri gidermek için çare üretmektir. Bugün yaşanılan tabloyu kalemle ifade etmeye ihtiyaç yoktur. Çünkü yalın gerçek söze ve yazıya hacet bırakmadan varlığını bizzat haykırmaktadır.
Eş seçiminde eşler arasında denkliğe dair bütün hassasiyetler, yuvanın sağlam temeller üzerine kurulması için olsa da günümüzde bu konu çok yeri yırtılmış kumaşa döndü. “Geçmişte bu iş oluyormuş, günümüzde neden olmuyor?” dersek, hırs, beklenti, kanaatsizlik, “Elâlem ne der?” derdi, dünyevîleşme… En önemli sebebi ise, kararları Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını düşünerek değil de nefsânî ve dünyevî endişelerle vermek. Bildik ki en büyük denklik, göz aydınlığında…
Mânevî anlamda terakkî etmek ve kulluğumuzu nitelikli bir kıvamda sürdürebilmek için ruhbanlığa ve inzivaya gerek yoktur. Dünyadan el-etek çekmek, halkla münasebetlerini tümüyle koparmak, dîni ve dindarlığı yanlış değerlendirmektir. Önemli olan hayatın içinde Allah ile beraber olabilecek bir gönle sahip olmaktır.
Yüreğinde dâvâsını dert edinen her dâvâ adamı, her fırsatı kendi ideali uğrunda değerlendirmesini bilir. Mazeret aranırsa, insan nefsi sayısız gerekçeler üretebilecek fıtratta yaratılmıştır. Önemli olan gönülde mazeretin olmamasıdır.
Kim derdi ki; Safahat’ta meyhâneyle ilgili bir şiir bulunsun! Hem de Âkif’in dindarlığı ve İslâmî çehresi herkes tarafından bilinirken... Ama işte Âkif bu! Adımlamış sokakları, toplumun acı bir yarasını görmüş ve şiiriyle gözler önüne sermiş. Yara meyhânedeyse, meyhâne dile getirilecek ve mükemmel bir gözlemcinin yakaladığı farklı detaylarla ve ortama son derece hâkim bir üslûpla, hem mekân hem de hâdise anlatılacak…
Orta Asya ve Anadolu’nun mânevi mîmarı Bahâeddin Nakşibend hazretlerinin hayatı, görüşleri, tesiri ve aynı zamanda Nakşibendilik hakkındaki görüşlerinin ele alındığı Uluslararası Bahâeddin Nakşibend ve Nakşibendîlik Sempozyumu, 2-3-4 Aralık tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirildi.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’ne göre zâhid, hiçbir mal ve mülke sahip olmayan kişi değildir. Lâkin asıl zâhid, malını mülkünü kendine izâfe etmeyen, hakîkatte hiçbir şeye mâlik olmadığı şuuru içinde yaşayan ve gönlünü fânî varlıklara esir etmeyen kişidir.[1]