Muhâcirler, fedâkârlık ve çilelerle Medîne’ye hicret etmeye çalışırlarken, Medîneli Müslümanlar da onların bu büyük îman mücâdelesine yaraşır bir îman muhabbetiyle onları bağırlarına basıyorlardı. Kendilerine kucak açarak her şeylerini paylaşmaya gönülden râzı oluyorlardı. İşte Muhacir ve Ensar kardeşliğinin faziletleri...
Kâsım bin Muhammed'in (r.a.) hikmetli sözlerinden birkaçı ve bazı rivayetlerini sizler için derledik.
Selmân -radıyallâhu anh-, samimî, mütevâzı ve geçim ehli bir Hak dostu idi. Kimseye külfeti olmazdı. Son derece mahviyet sahibiydi. Başta Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- olmak üzere bütün ashâb-ı kirâm, Selmân -radıyallâhu anh-’ın Allâh’a kulluğundaki vecd, heyecan ve huşû hâline imrenmişlerdir.
Her Müslüman, “Kur’an-ı Kerim’e tâbîyim.” der. Ancak, Ashab-ı Kiram’dan öğreniyoruz ki asıl mesele, bu son mukaddes kitaptan bir ayet duyduğunda malını feda edecek kadar tabi olmaktır.
Genç Gönüllüler "Gökteki Yıldızların İzinde 'Sahabe Okumaları'"na başlıyor. Program her salı saat 18:00'de Gazanferağa Medresesi’nde gerçekleştirilecek.
İbadetlerin zâhirî şartları kadar bâtınî şartları da ehemmiyetlidir. Nasıl ki namaza, tahâret, abdest gibi zâhirî şartlar ikmâl edilmeden başlanamazsa; ihlâs, huşû ve huzûr gibi kalbî şartlar sağlanmadan, yani kalp mânen hazırlanmadan da namaza başlanamaz.
“Güzel bir örnek, örnek bir karakter, örnek bir şahsiyet” anlamına gelen üsve i hasene Peygamber-sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimize hitap şekli olup, Ahzab Sûresinin 21. ayetinde geçiyor. “Andolsun (yemin olsun diyor) Rasûlullahʼta sizin için, Allâhʼa ve âhirete kavuşmayı umanlar ve Allâhʼı çok çok zikredenler için bir üsve-i hasene (örnek bir karakter, örnek bir şahsiyet) vardır.” (el-Ahzâb, 21)
Abdullah İbni Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh Rasûllullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Mekke'den Medine'ye hicreti sırasında Sevr Mağarasında istihbarat görevlisi bir yiğit... İlk müslümanlardan... Zekî, kabiliyetli, becerikli, cesur genç bir sahâbî...
Ashâb-ı kirâm, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sohbet sünnetini aynen devam ettirmiş ve buna çok ehemmiyet vermişlerdir. Efendimiz'in, ashabına yaptığı sohbette sahabeler manen doluyor fakat dünyevî maîşetle meşgûl olmaya daldıklarında da sohbette duyduklarının pek çoğunu unutuyorlardı.
İslâm tarihi içinde sünneti kaynak olarak kabul etmeyip inkâr eden herhangi bir mezhep mevcut olmamıştır. Sünnetin şer’î delillerden olduğu herkes tarafından kabul edilmiştir. Ancak sünneti prensip olarak kabul etmekle beraber, onun yazılı belgeleri demek olan hadislere yer yer itiraz eden kişi ve gruplara rastlana gelmiştir. Bu itirazlara gerekçe olarak da Kur’ân-ı Kerîm’in ön plana çıkarıldığı görülmektedir.