Ubeydullah Ahrar Hazretleri'nin hikmetli sözlerinden bazılarını derledik.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri bütün ömrünü, halkın irşâdı ve hayır hizmetleriyle geçirdi. Fıkarât, Risâle-i Havrâiyye, Risâle-i Vâlidiyye, Ruka‘ât (Mürâselât) gibi kıymetli eserler kaleme aldı.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri’nin, Orta Asya’dan tayy-i mekân ederek İstanbul’un fethine iştirâk ettiğini, torununun oğlu Hâce Muhammed Kâsım şöyle naklediyor...
Ubeydullah Hazretleri, ibadetlerin temelinin yediğimiz şeylerle çok yakından alakalı olduğunu; gördüğünüz bütün zevksizliklerin ve perişanlıkların, çoğu zaman şüpheli gıdâlar yemekten kaynaklanduğını söylüyor.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri’nin şu sözü, sahip olduğu merhamet ufkunun yüceliğini ifâdeye kâfîdir: “İnsanın akrabalarına üzüldüğü gibi, Allâh’ın yarattığı herhangi bir şeye zarar geldiğinde ona da üzülmesi lâzımdır.”[1]
Tasavvufu, Cenab-ı Hakk'ı kalben tanıyabilme sanatı olarak açıklayan Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, 9 maddede tasavvufu anlatıyor.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri, bütün gelirlerini, medreselerdeki ulemâya, talebelere; tekke, zâviye ve câmilerdeki sûfîlere; yolculara, ihtiyaç sahibi müslümanların istifâdesi için tesis edilen vakıflara akıtırdı.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri varlıkta ve yoklukta mütevâzı ve müstağnî yaşamayı tercih etmiş, dünya nîmetlerinden el çekerek kendini bütünüyle mârifetullâh’a teksîf etmişti. O, insanlara her fırsatta hizmet eder, aralarında hiçbir ayrım yapmazdı. Hizmetine karşılık bir şey vermesinler diye de gizlice oradan ayrılırdı.
Zühd, dünyaya lâyıkından fazla değer vermeme, rağbet etmeme, kanaatkâr olma, her türlü dünyevîve, nefsânî zevke karşı koyarak kendini ibadete vermektir. Lâkin zühd, bu dünyadan tamamen el çekmek olarak anlaşılmamalı, dünyevi şeyleri gönle sokmadan takva ikliminde yaşamak şeklinde idrak edilmelidir.
Yakub Çerhi Hazretlerinin hikmetli sözlerinden bazıları...