Bilgi, hikmet ve irfân pınarlarından testisini doldurmayan, gönlünü “şerh-i sadr” nimetine eriştirmeyen, Allah yolunda infak niyetiyle harıl harıl çalışıp da helâlinden bol rızka nail olmanın yollarını aramayan kimseler, verme nimetine nasıl mazhar olabilirler ki?
Allâh için infâkın dünyevî fâidesinin, yaşanmış, ibret dolu ve müşahhas bir misâli!
Meşrû, helal kazancıyla servet sahibi olan mü’min, Hak katında makbûl bir kuldur. Böyle kullar dâimâ; “Mülk Allâh’ındır, hepsi Rabbimiz’e âittir, bizler ancak birer emânetçiyiz.” idrâki içinde olup, sahip oldukları her şeyden Allah yolunda infâk ederler.
İslam'da infakın hükmü nedir? İslam'da infakın fazileti ve infakın kabul olma şartları.
Özürsüz olarak Tebük Seferi’ne katılmayan üç sahâbeden biri olan Kâ’b bin Mâlik'in (r.a.) çektiği çile...
Hz. Ömer'in (r.a.) Allah'tan ne istersiniz sorusuna verdiği cevap...
Ümmü Zer Gıfariyye radıyallahu anhâ takvâ üzere yaşamayı hayatına düstur edinen bir hanım sahâbî!.. Müslüman olmadan önce kabilesi içinde putlara en çok ibadet eden bir kadın!.. Meşhur sahâbî Ebû Zer radıyallahu anh’ın âilesi!..
Uzun süre hizmette bulunan bâzı şahıslarda zamanla hizmete karşı bir doygunluk duygusu oluşur ki bu durum, hizmet ehli adına bir tehlike başlangıcıdır. “Artık yeter” duygusu, kişiyi dünyaya çeken bir nefs fısıltısıdır. Bu vaziyet, insanın kendi eliyle kendisini tehlikeye atma gafletinden başka bir şey değildir.
Kendisi de yetim olan Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yetimler üzerine büyük bir şefkatle titrerdi. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de yetimin muhâfazasına dâir pek çok âyet-i kerîme mevcuttur.
Cenâb-ı Hakk’ın bize olan en büyük lûtufları, bunca mahlûkât içinde “insan” olarak yaratılıp, müslüman bir çevrede dünyaya gelmemizdir. Bundan daha büyüğü ise Kur’ân-ı Kerîm’e muhâtap ve Peygamber Efendimiz’e ümmet olmamızdır.